Biz Türklerin “garip alışkanlıkları” var.

Fakat bu alışkanlıklar adeta kültürümüzün bir parçası gibi bizi dünyaya tanıtmaya başlayalı çok oldu. Ama internet icat oldu ve bu süreci daha da hızlandı. Bu alışkanlık diye söylediğim şeyler her sabah spor yapmak, günde iki kez dişlerini fırçalamak ya da yatmadan evvel üç beş sayfa kitap okumak falan değil.

Adını koymaya çekiniyorum ama hafif tabirlerle şöyle diyeyim:

Biz müşkülpesent ama işgüzar, fingirdek ama muhafazakar, kurnaz ama saygıdeğer insanlar olmaya çalışıyoruz. İşte bu durumlar bizi dünyaya tanıtırken yaka silkilen insanlar diye göstermeye başladı bile.

Eskilerden bir tanıdığım avrupada uzun süre gezmiş tozmuş birisiydi. Uyuşturucu alıp sattığından avrupanın her ülkesini görmüş, her milletini tanımıştı. Bunu da geçin Afganistan, Suudi Arabistan gibi ülkeleri de çok iyi biliyordu. Ama hala sadece Türkçe konuşuyordu. Bunu ancak bir Türk başarabilir zaten.

Bir gün bana “Avrupa’da bir Türk’ü ve bir Portekizli’yi nasıl ayırt ediyorlar biliyor musun?” dedi. Haliyle bilmiyordum. “Eğer bir toplu taşıma aracındaysalar ellerinde okunacak bir şey olmayan iki millet bunlardır. Ya boş boş duruyor ya da muhabbet ediyorlardır. Bunu herkes bilir. Gidince görürsün” dedi.

Bir örnek daha. Amerika’da bir adam metroda jetonlu telefonla konuşurken durduk yere telefonu tekmelemeye başlıyor. Yanına hayırdır diye yardıma giden başka bir adam durumu öğreniyor ki telefondan adam jetonunu almaya çalışıyor. Neden sorusu ise konuşmam bitti telefonla jetonumu vermiyor oluyor. Evet bu ikiside Türk.

İşte eskiden dünya bizi bunlarla tanıyordu. Çok hızlı yayılmıyordu bazı konulardaki ünümüz.

Şimdi mi? İnternetten tanıyorlar. Hem de çok iyi tanıyorlar. Mesela Hollanda’da webcam chat sitesi yapıp ödül alan birisi ordan tanıştıklarından aldığı bilgiler ile PKK terörünün neden çözülemediği üzerine bana yorum yapabiliyor.

Yani internette kendimizi ister istemez tanıtıyoruz. İşte bu garip alışkanlıklarımızda bu tanıtımda önemli argümanlar oluyor. Bedava bir servis çıkıyor yurt dışında ve biz onu o kadar çok sömürüyoruz ki bir süre sonra Türk IP numaraları banlanıyor. Bir porno site çıkıyor ortaya bir bakıyoruz mahkemelerimizin yasakladığı gizli çekimler oralarda fink atıyor.

Bir reklam servisi çıkıyor ortaya o kadar çok sömürüp, hile hurdayla işe saldırıyoruz ki servis bize hizmet vermemeye başlıyor. Bir ödeme sistemi Avrupa’da peydah oluyor ve bir süre sonra hem bizim bankalarımızın hem o sistemin artık Türklerden illalah etmesinden Türkiye’ye sınırlı erişimler sunmaya başlıyor.

Sözü dönüp dolaştırıp getireceğim yer şurası; biz blog dünyasında da bu “garip alışkanlıkları” yeni kılıflarında sunmaya başladık.

Blograzzi diye bir şey çıktı hepimiz bloglarımızı tanıtalım diye saldırdık. Sonra tuttuldu oralarda tartışmalar çıkartıldı, ayrılıklar aldı başını gitti. Üyesi olmama rağmen ben de ısınabilmiş değilim sistemlerine.

Ama bu kavgalarda kavga eden taraflar bir birlerini asıl olarak şu noktada suçladı. ” Beni kullandın benden prim elde ettin page rank yükselttin, adsense kazandın ” falan filan dendi. Bu da işte tıpkı gurbette Türk’ten kazık yiyen Türk’ün haline benzemiyor mu?

Peki bloglarımızın kitsch içerikle dolu olması acaba Avrupa’da toplu taşıma araçlarında seyahat ederken birşeyler okumak yerine etrafı seyretmemizden olabilir mi?

Peki bir site dünyaca tanınmış bir ansiklopedi sitesine benzer domainini yönlendirip, bu siteden güya Page Rank değerini yükseltiyor. Ve sonra sitesini açıp üyelikler veriyor. Bu da tıpkı Amerika’da jetonla görüşürken jeton bitince telefona tekmeyi basıp yeni jeton almaya çalışan Türk’ün hali değil mi ? ( bu arada malum siteye link vermeyin, sandbox sisteminin hoşuna gitmeyecektir)

Az çok reklam alan, reklam veren, SEO, websitesi işlerinden anlayan birisi olarak söylemek isterim arkadaşlar: Blog yazarak para kazanamazsınız. En azından bir alanda gerçekten uzman değilseniz kazancınız uzun sürmeyecektir. O yüzden bu kavgaları, uyanıklıkları, “garip alışkanlıkları en azından internette artık bırakın.

Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmez derler hani.

Haydi blog ola…