Karablok, Tekmetokat. Bilemediyseniz iPhone, Komünite. Okan Vardarova’dan bahsediyorum. Blogküre’yi takip ediyorsanız mutlaka bir şekilde kulağınıza çalınmıştır ismi. Yıllardan beri yazıyor, blog hazırlıyor, tasarım yapıyor. Şimdi eskisi gibi yazmasa da bloglarla olan bağını kopartmıyor; Tekmetokat eğlenceli bir şekilde devam ediyor. Uzun süredir blogla, bloglamayla haşır neşir olan Okan’a ne olacak bu blogların hali diye sorduk. Karşılığında çok güzel cevaplar aldık.

.
Önce light bir tasarım ardından gelen light yazılar. Neler oluyor?
.

okyy Komünite geri mi dönüyor: Tekmetokatın yazarı Oky ile sille tokat muhabbet (1)Estetik kaygısı artık bende bir saplantı haline gelmişti. Bugüne kadar tuttuğum her blogta, başta tipografi olmak üzere pek çok görsel konuda kendimi sınırlandırdım. Bu da içeriğin doğal akışını sekteye uğratıyor, tasarıma göre şekillenmesine sebep oluyordu. Mesela bahsetmek istediğim kısa bir şeyi, blogum uzun yazılardan oluşuyor diye, bir başka uzun yazının içine bir şekilde sıkıştırırım düşüncesiyle içime atıyordum ya da sırf onu diyebilmek için, zengin göstersin diye alakasız bir resim iliştiriyordum. Böyle böyle şeyler… Bu beni çok sıkıntıya sokmaya başlamıştı, özgür olamıyordum. Hem bu saplantımı yenmek hem de içten içe özendiğim günlük bloglarının tadına bakmak için bu yolu denedim. Hoş, bu defa da konseptsizliği konsept belledim :)

.
Hangisi daha çok ilgi görüyor?
.

Önce istatistiksel konuşalım. Light ile birlikte bloguma uğrayan her 3 ziyaretçiden 2’si artık uğramıyor. Tabii bunda eski içeriğin yok olmasıyla Google potansiyelinin kaybolmasının da payı var ancak beni okumayı bırakanların çok olduğunu biliyorum. Ne var ki, bunun yokluğunu hiç hissetmiyorum. Çünkü eski ziyaretçi, bir dergi okur gibi blogu okuyup gidiyordu. Şimdiyse karşılıklı bir etkileşim var. Bu yorumlara da yansıdı. Hangisinin doğru olduğunu söylemek zor, buna bu röportajı okuyanlar karar versin ancak şunu söylemeliyim ki 6 senedir ilk defa blog tuttuğumu fark ettim. Egom biraz olsun tatmin oldu!

.
Peki bir süre sonra hep aynı insanların yazılarına yorum bırakmasından sıkılmayacak mısın?
.

Ben yorumları çok sevdiğim için, hep aynı kişiler yorum yapsa da bundan sıkılacağımı pek sanmıyorum. Uykucu bir kişi olarak her gece uyumaktan sıkılmadığım gibi. Yorumlar insana internette yer kapladığını ve hatta var olduğunu hissettiriyor. Blogcu ile normal bir internet kullanıcısının farkını sorsanız mesela, blogcunun e-posta kutusundan evvel bloguna gelen yorumları kontrol ettiğini söylerdim. Bunun yanı sıra kadrolu yorumculara sürekli yenilerinin eklenmesi zaten kaçınılmaz. Tabi onun heyecanı da ayrı…

Light geçici bir süreç

.
Blogunu bir dergi edasıyla okuyup gidenlere haksızlık ettiğini düşünmüyor musun?
.

Eğer dünyada tek özenli blog tutan ben olsaydım, belki.. O kadar güzel bloglar var ki, eminim eksikliğim hissedilmiyordur. Gerçi bu konuda çok geri bildirimler aldım. MSN’den olsun, mail yoluyla olsun, bu Light’ın ne zaman sona ereceğini soruyorlar. “Hadi saçmalama da dön artık” diyenler oldu. Light modunun geçici olduğunu düşünüyolar. Çok da haksız sayılmazlar, bir gün bundan da sıkılacağım. Bloglama işini en nihayetinde zevk için yapıyoruz. Yeniliklere açık olmak lazım. Daha doğrusu bloglar henüz bir gazetenin köşe yazısı ciddiyetinde değil. Blogger olarak aklımıza estiğini yapmak gibi bir özgürlüğümüz var. Mesleğim blogculuk olsaydı, daha farklı düşünebilirdim. Dediğim gibi; Light mod da geçici, bir nefes alma dinlenme evresi pozisyonunda, eski okurların anlayışla karşılayacaklarını umuyorum.

Tekmetokat’ın konseptini değiştirmek yerine başka bir domain altında şuanki konseptle devam edebilirdin. Bu aynı zamanda yazmayı bıraktığın anlamına mı geliyor?

Güzel bir soru. Çok uzun zamandan beri aralıksız yazıyorum. Hikayelerden tut alternatif günlüklere, mizahtan tut şiirlere kadar her konuda yazdım ve bu yazdıklarımı başkalarına ulaştırmak için tek aracım blog oldu. Bu açıdan internete ve getirdiklerine minnetarım. Ancak bir yerden sonra insan yerinde saydığını fark ediyor. Yazmak bir zorunluluk haline geliyor. Bugün ne yediğimi her akşam yazabilirim ama hergün hayatı sorgulayamam veya iyi bir konuya değinemem. Şarjım bitti diyelim. Kendimi nadasa bıraktım. Blog mantığı ise buna pek müsade etmeyen bir yapıda. İstikrar gerekiyor. Beni okuyan kimse babamın oğlu değil, yarın öbürgün unutup gitmeyeceği ne malum. Kopmak istemedim. Adres değişikliği, farklı bloglar gibi okurun aklını karıştıran şeylerden uzak durmaya çalıştım. Light dedim, bitti gitti :)

.
Son zamanlarda Mustafa Sandal şarkılarına atıfta bulunan klipler görüyoruz. Oky sektör mü değiştiriyor?
.

Çok iddialı bir müzik dinleyicisiyim. Bu konuda birikimli olduğumu düşünüyorum ve kısa bir süre önce artık sadece dinlemekle yetinemeyeceğime karar verdim. Zaten ezelden beri, gün geldiğinde her şeyi bir kenara bırakıp hayatımı tamamen müzik üzerine inşa etmek gibi hayallerim vardı. Bu hayallere ulaşmak için çalışmalara başladım :) Mustafa Sandal klipleri elbette işin şakası ama müziğe yoğunlaşıyor olduğumun da açık bir göstergesi. Tabii bu çok uzun bir süreç, kısa vadede bloga yansıyacağını sanmıyorum. Aslında bu konudaki gelişimimi gözlemleyebileceğim ayrı bir müzik blogu açmayı da planlamıştım. Plan çok da zaman yok! Yalnız yakında Tekmetokat’ta da müzikal anlamda bazı sürprizlerim olacağını söyleyeyim…

Röportajın ikinci bölümünü yarın blog kazanında okuyabilirsiniz.

Blog Kazanında yayınlanan tüm yazıları ücretsiz ve hızlı bir şekilde takip etmek için RSS beslememize abone olun.