Derin Suları blogu yazarı Serdar Kaya ile gerçekleştirdiğimiz röportajın ilk bölümüne buradan ikinci bölümüne ise buradan ulaşabilirsiniz.

Blog yazarları alternatif düşünce üretemiyor

.
Bloglar ne zaman Türk siyasetinde etkin olacak?
.

Yakın bir gelecekte böyle bir şeyin olabileceğini zannetmiyorum. Türk siyasetinin öncelikli ihtiyaçları arasında blog yazarlığı var mı, ondan da emin değilim. Çünkü blogların herhangi bir alternatif ortaya koyabilmesi için, öncelikle bloglarda alternatif düşünce üretilebiliyor olması lazım. Bu da, benzerine başka hiçbir blog ya da gazetede rastlayamayacağınız türden özgün düşünceler ortaya koyan çok sayıda blog yazarının ortaya çıkması ile mümkün olabilir. Bugün Türkçe blog yazarlarına baktığınızda böyle bir manzara görebiliyor musunuz? Ben görebildiğimi zannetmiyorum. Ülkenin gittiği noktayı kendine dert edinen ve kendince çözüm önerileri sunmaya çalışan çok az sayıda Türkçe blog var.

Asıl sorunumuz şu: Türkiye, yüzyıla yakın bir zamandır düşünce üretimi adına hiç de verimli bir ülke değil. Neden yurtdışında insanlar blogları düşünce alışverişi adına bir araç olarak kullanırken, sayılarının onbinlere vardığı söylenen Türkçe blogların çok önemli bir çoğunluğu ‘günlük’ tarzı yazılardan oluşuyor? Bu sorunun yanıtını vermeden bu konudaki diğer soruları yanıtlayabilmek pek mümkün olmasa gerek.

.
Peki sizce bu sorunun yanıtı nedir?
.

O soruya yanıtım çok uzun olduğu için aslında hiç girmek istememiştim. Ama madem ki sordunuz, elimden geldiğince yanıt vermeye çalışayım. Tafsilatını da okuyucular kendi zihinlerinde geliştirebilirler…

Ben Cumhuriyet neslinin ‘söyleyecek sözü olmayan’ bir nesil olduğunu düşünüyorum. Bu da tabii, kullanıma hazır doğrularla, ezberci bir şekilde yetiştirilmiş olmanın bir sonucu. Hepimizin maruz kalmış olduğu bu köhne eğitim sistemi ne yazık ki böyle çalışıyor. Zaten bu nedenle de, ‘cumhuriyet dönemi şiiri’ ya da ‘cumhuriyet dönemi romanı’ diye bir şey yok. Yakın bir gelecekte de olmayacak. Elimizdeki çok sınırlı sayıda eser de, sadece ve sadece kendi kişisel imkan ya da gayretleriyle eğitim sisteminin zihinlere yerleştirdiği o fanusu bir şekilde ve bir ölçüde kırmayı başarabilmiş olan kişilere ait. İşin acı yanı şu ki, cumhuriyet döneminin ‘olmayanları’ listesini de epey uzatabilirsiniz. ‘Cumhuriyet dönemi mimarisi’ ya da ‘cumhuriyet dönemi eğlence kültürü’ diyebilirsiniz mesela. Sözgelimi, şehirlerimizi istila eden beton yığını apartmanlar, camiler, işte bu karaktersizliğin bir sonucu.

Fikir akımları da bu çerçevenin içinde. Yani ‘cumhuriyet dönemi fikir akımları’ diye bir şey de yok. Çünkü cumhuriyet döneminde sadece bir tane fikir var. Diğerleri ise sistematik olarak bastırılmış olan fikirler. Bu nedenle de, II. Meşrutiyet döneminin sona erip cumhuriyet döneminin başlamasıyla birlikte, Türkiye’de düşünce de sanat da kademe kademe yok oldu. (Yani her ne kadar görmezden gelinse de, kapatmakla övündüğümüz çok partili II. Meşrutiyet döneminde Batı merkezli olan ve olmayan pek çok düşünce üretilmekteydi.)

Şimdi bu yaklaşımı politika eksenli Türkçe bloglara uygulayalım. DerinSular.com’u bir kenara bırakın. Izlenimler.net, MustafaAkyol.org, DerinDusunce.org, Cemaat.com ya da Dusunceler.org gibi adreslere bakın. Türkçe internetin en popüler düşünce bloglarının bulunduğu bu adreslerin hemen hepsinde geleneksel cumhuriyet anlayışının dışında kalan fikirlerin yer aldığını görürsünüz. Tahmin ediyorum düşünce üretmeye çalışan zaten topu topu 40-50 tane Türkçe blog vardır ve bunların hemen hepsi bu çerçevededir.

Bu çok ilginç ve araştırmaya değer bir konu değil mi? Zira burada iki durum çok bariz bir şekilde sırıtıyor. Birincisi, onbinlere ulaşmış olduğu söylenilerek övünülen bir Türkçe blog camiası var. Ancak hangi düşünceden olursa olsun ciddiye alınabilecek seviyedeki düşünsel çalışmaların sayısı en iyimser tahminle 50. İkincisi, bu çalışmaların içerisinde onyıllardır kafamıza vurula vurula propagandası yapılan resmi ideolojiyi temsil edenler istisna denebilecek kadar az. Bu onyıllardır kıymeti kendinden menkul doğruları kitlelere ezberletmekten başka bir işe yaramayan eğitim sisteminin ve onun iflas etmiş ideoloji ve felsefesinin Türkiye’yi getirmiş olduğu noktadan başka bir şey değil. Utanç verici olan bir nokta da şu ki, cumhuriyet tarihi boyunca benzememek ve benzetilmemek için adeta kıçımızı yırttığımız İran’da bile durum bundan çok farklı. Farklı düşüncelerden binlerce blog çalışmasında İran politikaları adına her gün değerlendirmeler yapılıyor, çözüm önerileri sunuluyor.

Bu durum karşısında başa dönerek tekrar edeceğim, cumhuriyet neslinin söyleyeceği bir sözü yoktur. Bir şeyler söyleyebilmesi, ancak ve ancak eğitim sisteminin beynine giydirdiği fanusu kırdığı ölçüde mümkün olabilir. Aksi takdirde bu neslin yapacağı şey, her zaman duyduğumuz ve duymaktan bıktığımız kıymeti kendinden menkul doğruları farklı başlıklar altında papağan gibi tekrar etmek olacaktır.

Bu durum sadece politik düşünce ile de sınırlı değil. Düşüncenin ve sanatın söz konusu olduğu her alanda bunun tesirleri görülebilir. Ama madem konu bloglardan açıldı, EkonomiTürk sitesini de örnek vereyim. Bu adresteki bir grup Türk ekonomist, düzenli bir şekilde Türkiye’de ekonomi konusunda köşe yazan insanların yaptıkları vahim hatalara değiniyorlar. Bu hatalar kimi zaman çok basit de olabiliyor. Yani bırakın doktorayı ve sonrasını, lisans seviyesinde iyi bir ekonomi eğitimi almış bir öğrencinin dahi yapmayacağı hatalar. Ancak EkonomiTürk dendiğinde gözden kaçırılmaması gereken bir nokta var: Bu siteyi hazırlayan insanların önemli bir bölümü yurtdışında eğitim almış ya da orada profesyonel çalışma hayatı içerisinde bulunmuş Türkler. Bilmem anlatabiliyor muyum?

.
Bazı gazetecilerin blog yazmasını nasıl karşılıyorsunuz?
.

Bence aslolan yazıdır. Yazının geleneksel ya da dijital medya ortamında yayınlanmış olması önemli değil. Bir gazeteci, şayet okurları ile daha yakın ilişki içerisine girmek istiyorsa ya da daha özgürce yazabilme arayışındaysa dijital ortamda da yazma yoluna gidebilir, bu da gayet doğal. Tabii bunun başka sebepleri de olabilir. Mesela, çok üretken bir yazar, gazetesinde kendisine ayrılan yeri yeterli bulmuyor ve fazlasını internet ortamında yayınlamak istiyor da olabilir. Şu anda aklıma gelmeyen başka nedenler de söz konusu olabilir. Ama dediğim gibi, yazının yayınlandığı ortam çok da önemli değil, ortaya üzerinde düşünmeye değer bir şey konuyor olması önemli sadece.

.
Reel politik manzarayı ne zaman bloglardan takip etmeye başlayacağız?
.

Reel politik manzarayı algılayabilme ve bu konuda özgün değerlendirmeler sunabilme adına yeterli alt yapıya sahip ve genel toplamda en az 100 bin kişi tarafından takip edilen 200’den fazla blog yazarı olduğu zaman. Yani daha çok var.

Serdar Kaya’ya göre blog

Ekşi Sözlük’ten alıntı: Genelde blogger kullanılarak yapılan anında görüntü hadisesi.
Ya da: Türkiye’de en azından bir süre daha fazla ciddiye alınmaması gereken mim ve geyik ortamı.
Ya da: Konunun temel esprisini sezemeyenlerin ‘günlük’ ya da ‘günce’ olarak Türkçe’ye çevrilmesini istedikleri 21. yüzyıl Türk eğlencesi.

Kullandığı blog yazılımı ve onu tercih etme nedeni

Movable Type, tercih etme nedenim ise ilk karşıma çıkan blog yazılımı olması. 2005 yazında deneme amacıyla statik ortamda birkaç yazı yazdıktan sonra Derin Sular’ı müstakil bir alana taşımaya karar verdiğimde karşıma çıkan ilk blog yazılımı Movable Type olmuştu. O günden bugüne yazılım da bir parça gelişti. Hemen her ihtiyacıma karşılık verdiği için de başka bir arayışa girmedim.

Takip ettiği blog ve blogcular

Yukarıda söz ettiklerim haricinde çok fazla blog takip etmiyorum. Keşke okunmaya değer daha çok şey yazılsa da, ben de imkanlarımı zorlayarak daha çok vakit ayırmaya çalışsam. RSS okuyucumdaki Türkçe blogların sayısı artık 30’dan az. Hepsine link de verdiğim için tam listeyi Derin Sular’ın link sayfasından alabilirsiniz.