Blog Kazanı

Bloglardan ve blog yazarlarından haberler

Google’ın sahibi de blogluyor

Arama devi Google’ın ortaklarından Sergey Brin de blogcu oldu. http://too.blogspot.com adresinde bloglamaya başlayan Brin’in ilk yazısı ise yakından ilgilendiği parkinson hastalığı hakkında oldu. Sergey Brin dünyanın en zengin 26ncı Amerika Birleşik Devletleri’nin ise en zengin 5inci kişisi ünvanını elinde bulunduruyor.

Blog Kazanında yayınlanan tüm yazıları ücretsiz ve hızlı bir şekilde takip etmek için RSS beslememize abone olun.

İlgilendiğim her konuyu didik didik araştırmayı her zaman sevmişimdir. Eskiden telefon vardı, eş-dost vardı, dükkanlar, kütüphaneler vardı. Üniversitede mercanlarla ilgili arama yaparken, İngilizce sayfalarda arama motorunun son sayfasına kadar gidip de aradığımı tam bulamadığım günler de geride kalmıştı artık. 1 google, 2 bit yeterliydi uzmanlaşmaya.

Ama bir sorunum vardı artık. Öğrendiklerimi paylaşmalıydım. Birçok insanın, bir sürü yararlı şeyden haberi bile yoktu. Onlara anlatmalıydım. Önüme gelen herkese, ilgilendiğimden bile haberleri olmadığı her sohbette, akıllarına bile gelmeyen detayları anlatır olmuştum. Bir sor, bin işit. 2 cümleden sonra, hı hı , evet, ne kadar çok araştırmışsın, hı hı, hıı, şeklinde diyalogdan monoloğa doğru azalan heyecanda sohbetlerin insanı olmuştum. Arkadaşlarımın çoğu için bir gevezeydim artık, hem de biraz garip bir geveze. Bu şeyleri ne zaman öğrendin, analiz ettin gevezesi.

Bazı istisnaları vardı bu durumun, güzel istisnalar. Araştırdığım konu ile gerçekten ilgilenen, hatta bu konuda bir derdi olan az sayıda kişi için bir cevherdim. Dakikalarca sıkılmadan dinler, sorular sorar, daha sonra telefon açıp tekrar sorarlardı. İşte bu insanlar, bunlardan daha çoğunu bulup, onlara da anlatmalıydım. Onlar da bilmeli, başka şeyler öğrenmeli, bana da anlatmalılardı.

Sonra bir şey oldu. Nefis bir şey. Hamile kaldım. Sonra bir bebeğim oldu, gerçek bir bebek. Bir insan, insan yavrusu. İşte asıl öğrenme isteği denilen şey neymiş, o zaman anladım. Öğrenme, karşılaştırma, doğru olanı yapma. Tecrübe. Tecrübeli araştırma. Tecrübeleri paylaşma, bloglar, bloglar.

Kitubi‘yi yazmaya oğlum 3 aylıkken başladım. İlk yazım gebelik testleri idi. İstedim ki, en başından yazayım. Her şeyi yazayım. Biraz gerilerden, biraz hamilelikten, biraz çocuk büyütmekten, biraz engin bilgi olsun, biraz günlük pratik faydalar olsun. Anneler, babalar, bakıcılar, bir canlıya katkıda bulunmak isteyen herkes faydalansın. Yalnızca ilgilenen, ilgilendiğine baksın, kıymetini bilsin.

Her geçen ay, okuyanlar arttıkça, benim hevesim de arttı. Daha yazabileceklerimin % 10′unu yazamadım. Ama okuyanların verdiği motivasyonla her geçen ay biraz daha sık yazdım, biraz daha çeşit yaptım. Daha da çok güzel yazılar yazacağım.

Bu arada Kitubi ne demek diye soruyorlar. Kimseyi hayal kırıklığına uğratmak istemem ama, Kitubi pek bir şey demek sayılmaz. Aslında bir anlamı olmamasına dikkat ettim. Malum boşta .com domain’i bulmak kolay değil. Başta Türkçe/İngilizce iki dilde yazmak istedim (vakit yetmedi). O yüzden iki dilde de aşağı yukarı aynı şekilde okunan, akılda kalan bir isim olsun istedim. Kitabi’den mi yola çıktın diyenler oldu. Hiç aklıma gelmemişti ama, Kitabi’yi çağrıştırması da hiç fena olmadı. Çünkü kitap gibi düzgün Türkçe kullanmak için çok özen gösteriyorum.

İşte Kitubi‘nin hikayesi bu, bir canlıyla uğraşımın naçizane hikayesi, bir canlıyla uğraşanların yararlanması için.

İmza at, ikna et!

A. Selim Tuncer için bir kampanya başlatılmış. Şöyle açıklanmış kampanya;

“Merhaba değerli Selim Abi okurları;

A. Selim Tuncer ‘in, nam-ı diyar Selim Abi ‘nin bloğunu ziyaret etmeyeniniz yoktur. Reklam sektörü ve pazarlama üzerine yazdığı yazıları sektörden olmayanlara okutmayı başarmış olması yazılarının kalitesinin ne derece yüksek olduğunu göstermekte. Bloğunda yer alan yazılar pazarlama dünyasına yeni atılmış genç arkadaşlar için bulunmaz kaynak. (genç arkadaşlar diyerek Selim Abi ‘ye haksızlık ettiğimin farkındayım). Biz istiyoruz ki Selim Abi bu güzel ve değerli yazılarını, kütüphanelerimizin raflarına kadar taşısın. Kısacası Selim Abi bize kitap yazsın istiyoruz. Aranızda bizim gibi düşünenler olduğundan da eminiz (Saklanmayın). Bu nedenle Selim Abi ‘yi ikna etmek için bir imza kampanyası başlattık. Tek yapmanız gereken Ad, Soyad ve mesleğinizi (Varsa blog) yazarak selimtuncerbizekitapyazsin@gmail.com adresine göndermeniz…”

22 kişi topun peşinde ama…

Bilindiği üzere on birer kişilik iki takımın topu birbirlerine kalesine sokmaya yönelik verdiği kitlesel mücadeleye futbol deniyor. En basit şekliyle böyle anlatabilen futbolu anlamak, anlatmak aslında çok daha fazlasını gerektiriyor. Bugün milyonlarca kişinin kalbinin tanımda bahsettiğim yirmi iki kişinin ayakla vuracağı top için atması futbol dünyasının aslında ne kadar karışık olduğunu gösteriyor.

Futbol sevgisi bambaşka bir boyuta ulaşınca da karşımıza bambaşka şekillerde çıkması çok da normal bir durum oluyor. Yaratıcı blog yazarları da boş durmuyor tabi. Futbolun güncel olayları, eskimeyen hikayeleri, gururlandırmış yahut hüzünlendirmiş anlarıyla yazıldığı bir sürü blog çıkıyor karşımıza. Futbolname ise bu bloglar arasında en çok dikkatimi çekeni. Güncel olaylarla ilgili yazılarla pazartesi sabahı futbol muhabbetleri beyleri kesinlikle bir adım öne çıkarıyorlar arkadaş grubu arasında. Futbolla ilgili eski hikayelerle de futbola aşık gönüllere hitap ediyorlar. Bu ikisini çok iyi bir arayüz içinde harmanlayıp sunmaları önemli bir artı. Özellikle erkek futbol hayranlarının dikkatini çekecek özel bölümler de var sitede.

Yeşil sahalardaki ruhun sanal ortama aynen aktarılmasıyla oluşmuş bir blog futbolname.com. Futbolun yozlaşmadığı ve özünü tamamen koruduğu bir blogla karşılaşacaksınız siteye göz attığınızda. Özellikle de “ne yer, ne içeriz” bölümündeki fotoğraf gerçekten görülmeyi hak ediyor.

Blog yazarı Chris Brogan yaptığı Google aramaları sonucunda sosyal medya hakkında ulaşabildiği e-kitapları blogunda paylaşmış. E-kitaplar arasında Wordpress SEO rehberinden viral pazarlamanın yeni kurallarına kadar çok farklı konularda kitaplar bulmak mümkün.

Onu beklerken yaşananlar, akıldan geçenler

Bir bebek beklediğimizi öğrendiğimiz günlerde girdik blog dünyasına… Gördük ki bir kez girildi mi çıkış epey zormuş… Aylardır onu bekliyor ve onu beklerken aklımızdan geçenleri, yaşadıklarımızı, hatırladıklarımızı paylaşıyoruz. Önce onunla, sonra dostlarla… Kimi zaman kaygılanıyoruz, kimi zaman meraklanıyoruz. Ama blogumuza damgasını vuran baskın his şüphesiz “duygulanıyoruz”.

Rss okuyucuma eklediğim en eski beslemelerden biri olan medya haberleri blogu medyaz da blogküreye veda etmiş. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi akademisyenleri tarafından tutulan Medyaz, dört yıllık arşivinde 16 bine yakın habere ev sahipliği yapıyor. İşin iyi tarafı blogun meraklılar için açık kalacak olması.

İnternette dolaştıgınızda bir çok blog olduğunu görmektesiniz. Bu blogların bazıları sadece etiketler üzerine kurulu ve başlıklar içerisinde yazılar olmadan sadece Google’dan kazanılacak paralar uğruna insanların aradıklarını bulmada internet kullanıcılarına rahatsızlık vermeye başladı.

Tüm bunlar olurken kendilerine blog adı veren bu kişilerin yanında sağdan soldan çalmadan, çırpmadan sadece kendi kelimeleri ile doldurulan bloglarda yok değil. İşte bunlardan bir tanesi “Çilek’in dünyası“.

Zaman zaman televizyonlarımızda çıkan ve bize eski İstanbul’u, apartman komşuluklarımızı, sokak maçlarımızı, eski otobüs, araba ve tramvaylarımızı bize gösteren eski Türk filmlerini konu alan bir blog “Çilek’in dünyası”.

Adlarını bilmediğimiz, sadece filmlerde işte bu dediğimiz bir çok sanatçının oynadığı Türk filmlerini bizlere anlatan bu kaliteli blog Yeni Şafak gazetesi sinema editörlerinden Ali Murat GÜVEN’in de dikkatini çekmiş olacak ki 18 Ağustos 2008 tarihli köşesinde bu blogdan bahsetmiş.

Blog içeriklerinin medya tarafından izinsiz şekilde kullanıldığı şu günlerde bir blogu tanıtan ve köşe yazısının başlığını bu şekilde atan yazarı ve blogları destekleyen kişilere saygılarımızla.

İlgili yazı linki ; yenisafak.com.tr/Sinema/?t=18.08.2008&i=135049

Geçen sene Çevre konusunu ele alan Blog Action Day bu sene karşımıza Yoksulluk temasıyla çıkıyor.

Aynı gün, aynı konu üzerine binlerce ses çıkartma yetisine sahip blog kürenin action günü yaklaşıyor. Geçen sene olduğu gibi bu senede 15 Ekim 2008 tarihinde gerçekleştirilecek Blog Action Day‘in bu seneki teması Yoksulluk.

Buradan kayıt olup yoksulluk temalı yazınızı gönderebileceğiniz organizasyona blogunuza yerleştireceğiniz organizasyon bannerları aracılığıyla da destek verebilirsiniz.

Geçen sene küresel ısınma tartışmalarının zirve yaptığı zamanlarda temasını Çevre olarak belirleyen Blog Action Day adlı etkinlik 20.603 blogda yazılan 23,327 blog yazısı ile 14,631,038 RSS okuyucusuna ulaşmıştı.

Türk internetine uygulanan sansüre çok geç olmadan tepki göstermek isteyen blogcular kendi bloglarını kendileri kapatmaya başladı. Bir iki derken kampanyaya katılarak bloguna kilit vuranların sayısı 179′u buldu.


internetinkarariyor.com tanıtım filmi from Webiki.tv on Vimeo.

Elmaaltshift yazarı Fırat Yıldız’ın site indeksine koyduğu ve sansürlenen sitelerden aşina olduğumuz Bu siteye erişim mahkeme kararıyla kapatılmıştır ibaresi ile başlattığı bu viral sansür kampanyası daha sonra Anafikir yazarı Selim Yörük’ün hazırladığı bir kampanya sayfası ile yerini Bu siteye erişim kendi kararıyla engellenmiştir ibaresine bıraktı ve bir çok blogcudan destek gördü.

Yaygın medyanında ilgisini çeken viral sansür kampanyası NtvMsnbc, Radikal, Medya Kronik, Hürriyet gibi internet sitelerinde haber oldu.

Şimdiye kadar 179 blogun destek verdiği kampanya 20 Ağustos tarihinde bitiyor. Kampanya bitiş tarihi ile ilgili olarak Selim Yörükle konuştuğumda kampanyanın amacının bir cümle kurup bu cümleyi medyaya aktarabilmek olduğunu ve bunu başardıkları için kampanya tarihini uzatmayı düşünmediklerini söyledi.

Toplam sayfa: 62« İlk...«3456789»...En son »
Blogcu mu arıyorsunuz? Aramayın. Bulun!