Blog yazılarınızı görsellerle zenginleştirmeye ne dersiniz? Creative Commons lisanslı ücretsiz görsellerle yazılarınızı daha etkileyici bir şekilde sunabilirsiniz
Marie France Gilles, altı yıldır Türkiye’de yaşayan bir Fransız. Gilles’in Türkiye'yi anlattığı bir de blogu var.
Medya ahlakını tartıştığımız şu günlerde blogcuların uyması gereken temel kuralları biliyor musunuz?
Özene bezene hazırladığınız blog yazınızı yayımlamadan önce bu listeye bir göz atın
26 Sep
Kitubi yazmış ve Bebek Bakımı | Çocuk Bakımı | Çocuklara Masallar | Hamilelik | Tecrübe ile etiketlemiş
İlgilendiğim her konuyu didik didik araştırmayı her zaman sevmişimdir. Eskiden telefon vardı, eş-dost vardı, dükkanlar, kütüphaneler vardı. Üniversitede mercanlarla ilgili arama yaparken, İngilizce sayfalarda arama motorunun son sayfasına kadar gidip de aradığımı tam bulamadığım günler de geride kalmıştı artık. 1 google, 2 bit yeterliydi uzmanlaşmaya.
Ama bir sorunum vardı artık. Öğrendiklerimi paylaşmalıydım. Birçok insanın, bir sürü yararlı şeyden haberi bile yoktu. Onlara anlatmalıydım. Önüme gelen herkese, ilgilendiğimden bile haberleri olmadığı her sohbette, akıllarına bile gelmeyen detayları anlatır olmuştum. Bir sor, bin işit. 2 cümleden sonra, hı hı , evet, ne kadar çok araştırmışsın, hı hı, hıı, şeklinde diyalogdan monoloğa doğru azalan heyecanda sohbetlerin insanı olmuştum. Arkadaşlarımın çoğu için bir gevezeydim artık, hem de biraz garip bir geveze. Bu şeyleri ne zaman öğrendin, analiz ettin gevezesi.
Bazı istisnaları vardı bu durumun, güzel istisnalar. Araştırdığım konu ile gerçekten ilgilenen, hatta bu konuda bir derdi olan az sayıda kişi için bir cevherdim. Dakikalarca sıkılmadan dinler, sorular sorar, daha sonra telefon açıp tekrar sorarlardı. İşte bu insanlar, bunlardan daha çoğunu bulup, onlara da anlatmalıydım. Onlar da bilmeli, başka şeyler öğrenmeli, bana da anlatmalılardı.
Sonra bir şey oldu. Nefis bir şey. Hamile kaldım. Sonra bir bebeğim oldu, gerçek bir bebek. Bir insan, insan yavrusu. İşte asıl öğrenme isteği denilen şey neymiş, o zaman anladım. Öğrenme, karşılaştırma, doğru olanı yapma. Tecrübe. Tecrübeli araştırma. Tecrübeleri paylaşma, bloglar, bloglar.
Kitubi‘yi yazmaya oğlum 3 aylıkken başladım. İlk yazım gebelik testleri idi. İstedim ki, en başından yazayım. Her şeyi yazayım. Biraz gerilerden, biraz hamilelikten, biraz çocuk büyütmekten, biraz engin bilgi olsun, biraz günlük pratik faydalar olsun. Anneler, babalar, bakıcılar, bir canlıya katkıda bulunmak isteyen herkes faydalansın. Yalnızca ilgilenen, ilgilendiğine baksın, kıymetini bilsin.
Her geçen ay, okuyanlar arttıkça, benim hevesim de arttı. Daha yazabileceklerimin % 10′unu yazamadım. Ama okuyanların verdiği motivasyonla her geçen ay biraz daha sık yazdım, biraz daha çeşit yaptım. Daha da çok güzel yazılar yazacağım.
Bu arada Kitubi ne demek diye soruyorlar. Kimseyi hayal kırıklığına uğratmak istemem ama, Kitubi pek bir şey demek sayılmaz. Aslında bir anlamı olmamasına dikkat ettim. Malum boşta .com domain’i bulmak kolay değil. Başta Türkçe/İngilizce iki dilde yazmak istedim (vakit yetmedi). O yüzden iki dilde de aşağı yukarı aynı şekilde okunan, akılda kalan bir isim olsun istedim. Kitabi’den mi yola çıktın diyenler oldu. Hiç aklıma gelmemişti ama, Kitabi’yi çağrıştırması da hiç fena olmadı. Çünkü kitap gibi düzgün Türkçe kullanmak için çok özen gösteriyorum.
İşte Kitubi‘nin hikayesi bu, bir canlıyla uğraşımın naçizane hikayesi, bir canlıyla uğraşanların yararlanması için.