Binlerce blogcunun para kazandığı Google Adsense reklam programına katıldığınızda dikkat etmeniz gerekenler
Medya ahlakını tartıştığımız şu günlerde blogcuların uyması gereken temel kuralları biliyor musunuz?
Marie France Gilles, altı yıldır Türkiye’de yaşayan bir Fransız. Gilles’in Türkiye'yi anlattığı bir de blogu var.
Gelirleriyle yüzlerce internet kullanıcısına para kazandıran Pilli Network'ün sahibi Hasan Yalçınkaya sorularımızı yanıtladı
23 May
abacus yazmış ve Acemi Blogcu | Blogküre | Spam Bloglar | Splog ile etiketlemiş
Evet neredeyse sonuna geldik. Ancak bu işin bir de google tarafı var ki Türkiye’de en çok tercih edilen arama motorunun google olduğunu kabul edersek google’ın bu tür çalıntı içeriğe karşı nasıl davrandığı çok daha önemli bir hal alıyor.
Peki google çalıntı bir içerikle karşılaştığında neler oluyor, bu durumun farkına varabiliyor mu, yazılarınızı çalan siteyi şikayet etmeniz bir işe yarıyor mu? Geçende bir zincir e-posta görüşmesinde Acemi Blogcu başından geçenleri anlattı. Yazdıklarının sadece zincir postaya dahil olan kişiler arasında kalmasını istemediğimden Acemi Blogcu‘nun izniyle yazdıklarını buraya alıntılıyorum.
Herkese merhaba,
Ben bu tür kopyala yapıştır blogları pek takmıyordum açıkcası, geleceklerinin olmadığını düşünüyordum. Fakat geçenlerde rastladığım birisi beni hayrete düşürdü; eleman tasarımı ve içeriği (yorumlar vs de dahil) aynen kopyalamış
Hadi bu akıllı bunu yapmış, peki Google’ın tepkisi ne olmuş duruma karşı?
Tabii ki elemanın tüm içeriğini indeksleyip koymuş arayanların ulaşması için
Bundan sonra inancımı yitirdim Google’ın kopya içerik ayıklama yeteneklerine. Neyse, kısa tutayım, ne yaptım? Elemanın benim reklamlar yerine yerleştirdiği AdSense reklamlarındaki bir link aracılığı ile AdSense’e şikayet ettim (bir yerlerde bu şekilde şikayet etmenin daha etkin olduğunu okumuştum). Sonra bununla da yetinmedim, girdim Google Sitemaps hesabıma elemanı bir de orada “kopya içerik” diye gösterip spam olarak ihbar ettim, ayrıca elemanın bunu çıkar amaçlı yaptığını vurguladım ve Publisher ID’sini burada da verdim.
Sonuç; eleman 3-4 gün sonra siteyi park etti
Kullandığım yöntemlerden hangisi işe yaradı derseniz, kesinlikle hiçbirisi! Çünkü elemanın sitesi hala indeks’te; bkz.
http://www.google.com/search?source=…
Zaten büyük ihtimalle amacı da buydu. Yani, Google’a olabildiğince link gömerek sonra oluşturacağı trafiği diğer projeleri için kullanmayı amaçlıyordu ve bunu başardı. Bugün neredeyse sadece Google trafiğinin para kazandırdığı (hem AdSense gibi reklamlara tıklama oranları diğer trafik kaynaklarına oranla daha yüksek, hem de çoğu park programı, söz konusu binbir türlü hileye başvuran Türkler olduğunda, sadece arama motorlarından gelen trafiği dikkate alıyor) düşünülürse, akıllıca da bir hareket yapmış, tebrik ediyorum.
AdSense’e şikayet etmenin çalışmadığını nasıl biliyorum? Benim şikayet ettiğim dönemde kullandığı Publisher ID’si (pub-5904344363350396) ile reklamlar gösterilmeye devam ediyor (bkz. Google Cache). Eleman’ın yeni bir Publisher ID (pub-4629503510264083) kullanmaya başladığını da düşünecek olursak, AdSense’in sadece domaini yasaklamış olma ihtimalini düşük görüyorum. Belki sadece bir uyarı aldı ve kapatılır korkusu ile yeni bir hesap açarak devam etti, belki de
pis işler ile uğraştığı için zaten birkaç hesabı vardı, bilemiyorum
Önerim; boşuna uğraşmayın. Belki nofollow ile işaret edilerek rezil etme yöntemi denenebilir ama o da ne kadar etkilidir, tartışılır. Ben Google’ın (ikametgahları ABD olan insanoğullarının ifadesi ile) “Uluslar Arası” olarak tabir edilen içerik söz konusu olduğunda İngilizce’de olduğu kadar başarılı olamadığını düşünüyorum. İngilizce içerik üzerinden yaptığınız aramalar her zaman spam içerikten çok daha arındırılmış ve her zaman neredeyse kusursuz SERP’ler (arama motoru sonuç sayfası) ile geri dönerken, uluslar arası içerik çoğu kez basit oyunlar ile yanıltılmış sonuçlar ile canınızı sıkıyor. Bu sadece Google Search için geçerli bir durum değil, Google tarafından sunulan hemen her servisin İngilizce dışındaki versiyonları kullananlara aynı keyfi vermiyor. Bu yüzden Google ile arama yapacaksam her zaman lokalizasyonu İngilizce’ye ayarlanmış google.com/ig üzerinden aramalarımı gerçekleştiriyorum ve bu durum Türkçe bir içeriğe ulaşmak istediğimde de değişmiyor (com.tr ve com/ig üzerinden karşılaştırmalı arama yapmanızı şiddetle öneririm).
Bunun en büyük nedeni de bence lokal Google ofisleri (ya da lokalizasyon ile sorumlu “Uluslar Arası” personel). Örnek vermek gerekirse; Google AdSense ile işe ilk başladığım zamanlarda, güya hedeflenmiş reklamlar vaad eden programın, hiç de gösterildiği gibi başarılı olmadığını farkettim. Alakasız reklamları filitrelemekten sıkıldığım bir gün AdSense desteği ile iletişime geçtim. Uzun süren yazışma maratonlarımız sonunda derdimi Türk personele anlatamayacığımı farkettim ve doğrudan İngilizce karşılık almayı umduğum bir AdSense destek epostasına İngilizce olarak yazdım ve beni Türk yetkililere havale etmemelerini istediğimi özellikle vurguladım. Ne oldu? Tek yazışma sonu sitemin reklam önbelleğini temizlediler ve herşey yoluna girdi
Gerçi bu durum kısa sürdü ve yineledi (iş bilmez Türk AdWords kullanıcıları!), fakat yine de bir çözüme ulaşmış oldum.
Demek istediğim şu ki, bu işin en büyük suçlusu İngilizce dışındaki içeriği ciddiye almadığını düşündüğüm Google’dır. Belirttiğim yöntemler ile insanların amaçlarına ulaşabildiklerini ve kopya içerik konusunda Google’ı harekete geçirebildiklerini İngilizce bloglardan okuyoruz, hatta Matt Cutts kendi blogunda Sitemaps yönetimini öneriyor. Bizde aynı yolla sonuç ne oluyor? Hiç.
Üzücü, ama gerçek.
Sploglar bir çok blog yazarının yazma hevesini kırsa da onlara karşı alınabilecek yüzde yüz etkili bir formül malesef yok. Zaman ne getirir kestirmek güç ancak sploglara karşı en etkili yöntemin splog bildiriminde bulunduğumuz indexlerle arama motorlarının organize çalışması gibi görünüyor.
Bu yazı dizisininde bulunan diğer başlıklar:Blogküreyi “splog ?lar bastı (Bölüm 1), Blogküreyi “splog ?lar bastı (Bölüm 2)
Blog Kazanında yayınlanan tüm yazıları ücretsiz ve hızlı bir şekilde takip etmek için RSS beslememize abone olun.
22 May
abacus yazmış ve Blogküre | Spam Bloglar | Splog ile etiketlemiş
Blogküreyi “splog”lar bastı başlıklı yazı dizisinin ilk bölümünü Blogküreyi “splog ?lar bastı (Bölüm 1) başlığıyla okuyabilirsiniz.
Splogların içeriğinizi kopyalamasını istemiyorsanız yapmanız gereken tek ve çok basit bir şey var: kötü yazmak! Eğer kötü yazmıyorsanız ve dikkat çeken bir içeriğe sahipseniz splogların hedefindesiniz demektir. Neyseki eliniz kolunuz bağlı değil.
Sploglara karşı en etkili yöntem rapor etmek. Splogları rapor edebileceğiniz splog reporter ve splog spot gibi servisler var. Bu servisler bildirdiğiniz splogları arama motorlarına ileterek arama sonuçlarından bu blogların çıkarılmasını sağlıyor.
Blogunuzun içeriğini korumak için yapabilecekleriniz sadece rapor etmekten ibaret değil. Örneğin blogunuzda yer alan bir yazıyı yine blogunuzda yer alan diğer yazılara bağlamak splogcuların sizin blogunuzun içeriğini kopyalamaktan vazgeçirebilir. Ayrıca diğer yazılara giden linke tıklayan bir kullanıcı yazıların orjinal kaynağını yani sizin blogunuzu görecektir.
Her yazının altına uyarı koymak da splog üretenlerin sizin blogunuzu es geçmesi için geçerli bir neden olabilir. Ayrıca bu ifadeye sitenizin linkini ve rss adresini de koyarsanız uyarınız çok daha etkili olacaktır.
Yukarıda anlatılanları göz ardı etmeyin ancak unutmayın ki splogcular için aldığınız önlemler onları vazgeçirmeye yetmez, yetmeyecek.
Geçtiğimiz günlerde blog kazanı da dahil olmak üzere birden çok blogun içeriğini kopyalayan bir splog (lanlun nokta net) sahibi bize e-posta ile ulaşarak kollektif bir blog ürettikleri iddiasıyla bloglarına blog kazanında yer vermemiz gerektiğini yazmıştı. Ağlanacak halimize güldük tabi bir de yüzsüzlüğün bu kadarına şapka çıkarttık!
Blogkürede bir yandan splogların önünü kesmek bir yandan da splog üretmek için çarpışan iki taraf var. Splog üretmek için harcanan mesai daha çok bu işin alt yapısını oluşturan yazılımlara harcanıyor zira bu yazılımlardan birine sahip olan bir internet kullanıcısı bir iki tıkla splogunu oluşturabiliyor.
Splog üretimi için gerekli yazılıma sahip olmanın bedeliyse 97 dolar ile 300 dolar arasında değişiyor. Ben bu yazı için araştırma yaparken splog üreten 11 farklı programla karşılaştım. Teknik olarak birbirileriyle hemen hemen aynı özelliklere sahip programların hepsi de alanlarında en iyi olduklarını iddia ediyorlar.
Blogküreyi “splog”lar bastı başlıklı yazı dizisi google örneğiyle devam edecek.
21 May
abacus yazmış ve Blogküre | Spam Bloglar | Splog ile etiketlemiş
Hormel Foods Corporation’ın 1930larda domuz etine tuz, su, şeker ve sodyum nitrat ekleyerek ürettiği ürününe verdiği Spam adı günümüzde onu ağzına hiç koymamış milyonlar tarafından telaffuz ediliyor.
Yol açtığı milyonlarca dolar zararın yanında iş gücü kaybına da neden olan spam artık sadece e-postadan da ibaret değil!
Geçmişi 2002 yılına kadar uzansa da 2005 ağustosunda Weblogs Inc. yatırımcılarından Mark Cuban’ın kullanımıyla popülerleşen spam blog’lar günümüzde arama sonuçlarında sıkça karşımıza çıkarak arama deneyimimizi olumsuz etkiliyor, zamanımızı çalıyor dolayısıyla bilgiye erişimimizi güçleştiriyor.
Blogküredeki oranı yüzde seksenlere kadar ulaşan spam bloglar (splog) genellikle reklam geliri elde etmek ve google’ın arama algoritmasında önemli bir yer tutan Page Rank değerlerini artırmak için hazırlanıyorlar (hazırlanıyordan kasıt sadece bir kaç tık). Splogların sayısı o kadar çok ki blogkürenin içinde bir de splogküre (splogosphere) barındırdığı, weblogs.com‘u pingleyen blogların yüzde yetmiş beşinin splog olduğu söyleniyor. Blogların bu kadar popüler olmasına ön ayak olan blogger üzerindeki her beş blogdan birinin spam amaçlı yapıldığı da splog konulu araştırmalarda yer alan bilgiler arasında.
Splogları üretim açısından ikiye ayırmak mümkün. Bunlardan ilkinde splog sahibi konuları, anahtar kelimeleri ve link verilecek siteleri belirleyerek otomatik bir içerik üretiyor. İkincisi ise belirlenen sitelerin (genellikle bunlar çok okunan siteler arasından seçiliyor) rss kaynaklarını kullanarak diğer sitelerdeki içeriği olduğu gibi kopyalıyor.
Otomatik üretilen içerik genelde anlamsız ve çok sık tekrarlanan anahtar kelimelerden (keyword) oluştuğu için bu blogların splog olduğunu anlamak daha kolay olabiliyor.
Diğer sitelerin rsslerinden beslenen splogları anlamak internetle yeni tanışmış bir internet kullanıcısı için neredeyse imkansız. Anlamlı cümleler, kaliteli içerik… Bu tür splogların ziyaretçinin gözüne sokulan reklamlarını saymazsak okur açısından bir zararının olmadığını düşünenler de var. Ancak ortada içerik hırsızlığı ve çalıntı içerikten elde edilen bir haksız kazanç söz konusu olduğu gibi splog üretimi beraberinde telif hakları ihlalini de getiriyor.
Blogküreyi “splog”lar bastı başlıklı yazı dizimiz sploglardan korunma yolları, splog üreten uygulamalar ve bu konuda gerçekleştirdiğimiz bir mail zincirinde konuşulanlarla sürecek.