17 Nov
abacus yazmış ve Başarı | Başarılı Genç | Gençlik | Hakkı Alkan | İbrahim Eryiğit | Motivasyon | Ozan Karakoç | Röportaj | Röportaj Blogları | Selim Şumlu ile etiketlemiş
Başarılı Gençler bir kitap projesinin blog ayağı. Nisan 2008′den bu yana yayında olan Başarılı Gençler blogunda, genç yaşlarına rağmen büyük işlere imza atmış gençlerin röportajlarına yer veriliyor. Blogta yer alan ropörtajların tamamına yakını İbrahim Eryiğit imzasını taşıyor.
Siteye ropörtaj verenler arasında bir çok blogcunun tanıdığı Ozan Karakoç, Selim Şumlu ve Hakkı Alkan gibi isimler de var.
Ayrıca gençlere söz vermek isteyen Başarılı Gençler editörleri Genç Köşe adını verdikleri bir de yarışma düzenliyorlar.
Kendilerini başarıyı paraya endekslemeyen yaklaşımlarından dolayı tebrik ediyor, kitap projelerinde başarılar diliyoruz.
Blog Kazanında yayınlanan tüm yazıları ücretsiz ve hızlı bir şekilde takip etmek için RSS beslememize abone olun.
30 Oct
abacus yazmış ve Bilişim Editörü | Bilişim Muhabirleri Derneği | Dergi Yayıncılığı | GazetePort | Haber Türk | İnternet Gazeteciliği | Kitle Kültürü | Melih Bayram Dede | NTVMSNBC | Popüler Kültür | Röportaj | Teknoloji Blogları | Teknoloji Editörü | Türk Blogküresi | Yeni Şafak Gazetesi ile etiketlemiş
Uzun zamandır ara verdiğimiz röportajlarımıza Yeni Şafak Gazetesi teknoloji editörü Melih Bayram Dede ile devam ediyoruz. Sorularımıza az ama öz cevaplar veren Dede ile gerçekleştirdiğimiz röportajın satır aralarında geleneksel medyanın bloglara bakış açısından blogların geleceğine kadar birçok detay gizli.
Bir gazeteci olarak blogları diğer meslektaşlarınızdan daha iyi tanıyorsunuz. Peki bilgisayar ve internet teknolojileriyle arası bozuk olan meslektaşlarınızın ‘blog’lara bakış açısını gözlemleme şansınız oldu mu?
‘Blog’ların geleneksel yapıdaki (kâğıda iman eden) gazeteciler tarafından ciddiye alındığını söyleyemem. ‘Blog’ların geçici bir heves olduğu yönünde bir yaklaşım var. Onlar için internet, arama motorlarından bilgi arayabilecekleri bir mecra. Bu aramalarda talihine bir ‘blog’ çıkarsa ne âlâ. FeedReader’la ‘blog’ları izleyen gazeteci bulmak (en azından benim çevremde) çok zor.
Bu noktada gazete yönetiminin çalışanını eğitmediği için suçu yok mu sizce? Sonuçta RSS ile bilgi akışını farklı kaynaklardan takip etmek bir gazeteciye hız ve farklı bakış açıları kazandırabilir.
Bu ‘her şeyi devletten beklemek’ gibi bir şey olur her halde. En doğrusu, gazetecilerin kendilerini geliştirmelerini beklemek olmalı. Bu da biraz teknolojiyle haşır neşir olmakla sağlanabilecek bir şey. Siz bloglara odaklandığınız için, geneli kaçırıyor gibisiniz. Aslında ‘blog’ odaklı bir eğitim yerine ‘teknolojinin mesleki amaçlarla verimli kullanımı’ gibi bir kurum içi eğitim daha yerinde olur. Çünkü hâlâ teknolojiyi verimli kullanmaktan aciz bir çok gazeteci var!
Bir teknoloji editörü olarak Türk blogküresindeki teknoloji bloglarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Örneğin teknoloji haberleri veren siteler kadar yetkinler mi?
Birçok olayı ‘blog’lardan öğrendiğimi itiraf etmeliyim. ‘Blog’lar daha dinamik. Haber yayma, tepki verme hızları çok iyi. Ancak hız, bazen kazaları da beraberinde getirebilir. Yanlış bilgileri doğru sanıp yaymak iyi sonuçlar doğurmayabilir. Bu nedenle, sadece aktarıcı olmak yerine, araştırıp yazmayı daha olumlu buluyorum.
.
Teknoloji ‘blog’larının haberi verme hızı Türk blogküresi için geçerli mi?
.
Hız konusunda, Türkçe ‘blog’lar da oldukça hızlı. Zaten daha çok Türkçe ‘blog’ları izlemeyi yeğliyorum. Neye nasıl tepki verildiği, nasıl yorumlandığı, olayın kendisini doğru değerlendirmek için çok önemli. Habere yapılan bir yorum, orada geçen küçük bir ipucu, olayı algılama ve analiz etme biçiminizi değiştirebilir.
Bilişim Muhabirleri Derneği’ne kayıtlı muhabirlere baktığımızda bu muhabirler arasında blog sahipliği oranının düşük olduğunu görüyoruz. Bu bir tezat değil mi?
Bilişim Muhabirleri Derneği özelinde cevap vermem doğru olmaz. İnsanların ‘blog’ açıp açmamasını, nasıl değerlendirmeli bilmiyorum. ‘Blog’ açana kafadan artı bir verebilirsiniz ama, açmayanın da bu kendi tercihi.
İnternet gazeteleri de okurlarına ‘blog’ servisi sunmaya başladı. Gazetelerin ‘blog’ servisi açmasını ‘blog’ pastasından pay kapmak için mi, yoksa gerçekten samimi bir girişim olarak mı değerlendiriyorsunuz?
‘Blog’ servisi açan gazetenin bunu hayrına yaptığını, bir düşünce paylaşımı, beyin fırtınası olmasını arzu ettiği için bu hizmeti sunduğunu düşünmüyorum. Onlar için ‘blog’, güzel kadınların arzı endam ettiği foto galerilere ‘ileri ileri’ diye tıklayarak kendilerine daha fazla sayfa gösterimi kazandıran kitleye yeni kitleler eklemek için kullandıkları, site hareketliliğini artıran bir unsur bence.
Bloglar halen (gazete/dergi/kitap vs) yazarlar tarafından keşfedilmiş değil, bunda teknoloji ve internet kullanımının düşüklüğü dışında başka bir faktör olduğunu düşünüyor musunuz? Okuyucuların aktifliği onları frenleyen etken olabilir mi?
Kimse iktidarını paylaşmak istemez. Gazete yazarları (burada daha çok gündemle ilgili yazanları kastediyorum) tek taraflı (etkileşimsiz) bir yayın tarzını sürdürüyor. İstediğini yazıyorsun ve birine haksızlık etsen bile mahkeme seni haksız bulmadıkça düzeltme yayınlamamak gibi bir ‘güc’ün var. (Bunu olumlu bir davranış olarak söylemiyorum) Hâl böyle olunca, bu kişi dokunulmaz oluyor. ‘Blog’lar onun alanına girer, onun iktidarına ortak olur mu? Şimdilik hayır! ‘Blog’ların kendine has bir evreni var. Türkiye’nin ‘amiral gemisi’nde yazan adama göre, ‘blog’lar ne yazsa boş. Belki de ‘çocuklar eğleniyor’ diye düşünüyor olabilir, kim bilir?
İnternet kullanımının düşük oluşunu ‘blog’ların fazla yayılmamış olmasında bir ilgisi yok. En azından Türkiye’deki 16 milyon internet kullanıcısının hepsinin gündemine girebilmiş değil ‘blog’lar. Gazetelerde bazen haftasonu eklerinde magazin unsuru olarak kullanılan ‘blog’çularla yapılmış röportajlar görüyoruz ama, hepsi bu kadar.
.
Okuyucuyla yüzleşmekten mi korkuyorlar?
.
Sitelerinde yorum yazma imkânı sunan gazetelerin, yazarlarının yazılarına yorum yazılmasına izin vermediğini görüyoruz. Bu belki size bir ipucu verebilir. Birçok köşe yazarı da, köşelerinde e-posta adreslerini çıkardı. Bunu iki şekilde yorumlamak mümkün.
Birincisi, köşe yazılarının altına yorum ekletmek yazarın dokunulmaz saydığı alanına müdahale gibi algılanıyor olabilir. ‘Bu kadar mücadele verdim köşe yazarı oldum, kendime lâf söyletmem’ diyor olabilirler mi?
İkincisi, internet kullanıcılarının hepsi sizin gibi ‘okumuş çocuk’ değil. Gelen yorumları görseniz, mideniz bulanır. Küfürlerden psikolojiniz bozulur. Bu nedenle ‘etkileşim’ konusunda tutucu olunduğu da düşünülebilir. Köşe yazarlarının e-posta adreslerini siteden çıkarması da bundan.
Peki ne olacak? Ben, herkesin yazdığı satırdan, söylediği sözden doğacak sonuçlara katlanmasından yanayım!
.
Peki bloglar gelecekte medyanın ulaştığı güce ulaşıp gündem yaratabilirler mi?
.
Gündem yaratabilirler, evet. ‘Blog’lar yoluyla çok önemli bir bilgi yayılabilir ve sözkonusu ‘blog’ bomba bir haberin kaynağı olabilir. Ancak birçok kişi gibi ‘bloglar medyanın yerini alacak, gazeteleri silip süpürecek’ gibi savlara inanmıyorum. Böylesine iddialı bir düşünceye kapılırken, gazeteleri kurumsal manada tanımakta yarar var. Bugün ‘internet haber siteleri gazeteleri bitirecek’e çıkan birçok söylev dinliyor, okuyoruz. Oysa internet haber sitelerine alıcı gözüyle baktığımızda, içeriklerinin çoğunun gazetelerden aşırma olduğunu, geri kalanının ise ‘işlenmemiş ajans metinleri’ olduğunu görürüz. Örneğin, gazeteciliğin en önemli unsurlarından biri röportajdır. Gazetelerin yerine talip olanların bundan haberi yok. Şu an siz bile bu röportajla ‘internet gazetesi’ geçinenleri ‘gazetecilik anlamında’ ezmiş bulunuyorsunuz. Bugün kendi muhabirleriyle olayları yerinde izleyen, gerçek manada gazetecilik yapan, basın toplantılarına muhabir gönderen, araştıran, röportaj yapan internet haber sitesi hemen hemen yok gibi. Haber Türk, ‘internetin Hürriyet’iyiz’ diye geçiniyor ama, şu an internette gazete gibi çalışan, istihbarat, ekonomi, politika, dış haberler servislerini kuran ve bu servislerde ‘gazeteci’ istihdam eden ilk site GazetePort’tur. Bu deneyimi o anlamda önemsiyor ve takip ediyorum. Bir ara, NTVMSNBC, ‘gazetecilik’ yapıyor, muhabirleriyle olayları izliyordu. Ancak şu an bu NTVMSNBC, o NTVMSNBC değil!
Biz Facebook’taki grubumuza üye olduğunuz ve blog kazanına bıraktığınız yorumlardan dolayı bizi takip ettiğinizi biliyoruz. Peki takip ettiğiniz diğer Türkçe bloglar neler?
FeedReader’la çok sayıda ‘blog’u takip ediyorum. İsim vermek gerekirse (hepsi blog kategorisine girmese de) Buram Buram Silikon Vadisi, Anafikir, Bildirgeç, Burak Dayıoğlu, Pardus projesi lideri Erkan Tekman’ın ‘et’s R’n'R gumbo’su, Fazla Mesai, Mehmet Nuri Çankaya, Mürekkep, Nahnu, Pardus Dünyası, Linux Gezegeni, Pinguar, Çağlayan Arkan bloglarını sayabilirim. Diğer yandan, Oyyla, Tusul, Yumile, Bağcık, Linkibol, Reddit gibi sosyal imleme siteleriyle ulaştığım kaynaklar daha geniş bir yelpaze oluşturuyor. Son olarak eklemeliyim ki, takip ettiklerim burada saydıklarımla sınırlı değil!
26 Aug
Hasan yazmış ve Habari | Hasan Karaboğa | Interview | Röportaj ile etiketlemiş
Habari Project is a new blogging platform, it’s a free software released under Apache License 2.0. The name of the project, “habari” is a Swahili word; the meaning of that word is “News”. Habari Project started with the slogan “Spread the News”, and its aim is to represent a fresh start to the idea of blogging.
Habari relies on PHP5 with PHP Data Objects (PDO); some servers does not still support PHP5, so before installing you should learn the PHP version of your server. And Habari works with various SQL databases (MySQL, PostgreSQL, SQLite). Habari is strongly object oriented, and implements the full suite of the Atom Publishing Protocol. Installing Habari on a server and using Habari is not difficult. The admin panel interface is very simple. Habari is still under development, the latest version is 0.2. (It can be downloaded from the project page) tamamını oku »
16 May
abacus yazmış ve Okan Vardarova | Röportaj | Tekmetokat ile etiketlemiş
Uzun zamandır bloglayan biri olarak Türk blogküresi hakkında neler düşünüyorsun? Örneğin kimileri blog cuntası olduğunu düşünüyor. Buna katılır mısın?
Cunta bildiğim kadarıyla yönetimi zorla ele geçiren grup anlamına geliyor. Blogkürede böyle bir grup olduğunu tabii ki düşünmüyorum. Bir blogun oturması için bence başta zaman gerekiyor. Oturmaktan kastım, hedef kitleye ulaşmak. Yeterli zaman oluşmadan bu hedef kitleye varamayan aceleciler, akıllarında hayali bir cunta yaratıp suçu ona atıyor olabilir. İşin aslını bilmiyorum ve açıkçası bu tip meselelerle hiç ilgilenmiyorum. Benim tuzum kuru
Türk blogküresinin de son zamanlarda kendinden beklenenin fazlasını verdiğini düşünüyorum. Mesela Blog Kazanı sayesinde haberdar olduğum İstanbul Sokak Stili ve benzeri blogları gördükçe “Bu iş tamamdır” diyorum içimden. Şu an ben her neye ilgi duyuyorsam, bu ilgime karşılık gelen bir blog bulmakta pek zorlanmıyorum. Ya benim vizyonum çok dar ya da gidişat oldukça iyi.
iPhone için hazırladığın blog büyük ilgi gördü. Böyle bir sayfayı kendine ait bir domain almak yerine neden blogspot (ve blog formatını) tercih ettin?
Aslında iPhone için Blogger’ı değil, Blogger için iPhone’u tercih ettim. Yani iPhone fikri daha bende oluşmadan, “Acaba Blogger’da Türkçe konuşmayanlara da hitap eden ne yapsam?” diye düşünüyordum. iPhone fikri aklıma gelir gelmez de, biraz da bu kadar ilgi göreceğini tahmin etmediğim için, hiç vakit kaybetmeden siteyi kurdum ve 2. gününde Digg’de anasayfaya çıktı. Artık geri dönüşü yoktu, adres o şekilde yayılmıştı. O kadar backlink’i gözden çıkaramazdım
Ancak böyle yapmakla ne kadar doğru ettiğimi sonradan anladım. Çünkü o trafiği kendi imkanlarımla zaten karşılayamazdım. Hiç tıkanmayan bir host, mükemmel bir içerik yönetim sistemi, aşina olduğum bir servis, daha ne isteyebilirim ki.. Diğer bir etken ise, daha çok Google’dan gelenlere hitap ettiğim için, Blogger sitelerine Google sıralamasında ayrıcalık tanındığını düşünüyor olmamdı..
Kişisel gelişim, tatmin ve dert ortağı.
Blogger.com servisini kullanıyorum. Birçok nedeni var: İnternetin ilk blog servisi olduğu için bloglar ile özdeşleşmiş olması, Google gibi sempatik bir devi arkasına alması, onunla başlamış olduğum için işleyişine olan aşinalığım, kendi domain’lerimiz altından yaptığımız yayına bile ücretsiz hosting sağlıyor olması, kendi arayüzlerimizi tasarlamaya çok imkan tanıyor olması.
Kuşkusuz favorim 029. Bunun haricinde her kimi söylersem bir diğerine haksızlık etmiş olurum.
Bu soruda kişisel blogları hariç tutuyorum ama doğruyu söylemek gerekirse sürekli takip ettiğim tematik bir blog yok. Pilli Network ile Bloglama Şehir Blogları‘nın tüm yazarları diye topluca bir cevap vermek isterdim
Ama ille de isim diyorsanız, Spineless ezelden beri çok örnek aldığım bir blogcu olmuştur.
Okan Vardarova ile gerçekleştirilen Komünite geri mi dönüyor: Tekmetokatın yazarı Oky ile sille tokat muhabbet başlıklı röportajın ilk bölümüne buradan ikinci bölümüne ise buradan ulaşabilirsiniz.
15 May
abacus yazmış ve Okan Vardarova | Röportaj | Tekmetokat ile etiketlemiş
.
Bloglar için bir tartışma-yardımlaşma platformu olan Komünite neden kapandı? Sonrasında keşke kapatmasaydım diye hayıflandığın oldu mu?
.
Komünite tamamen benim tembelliğimden kapandı. Blogger.com ile içli dışlı olduğum ve az buçuk da işin tekniğinden anladığım için benden yardım isteyenlere ayrı ayrı yardım etmek yerine bir kere anlatıp bundan herkesin faydalanmasını sağlamak için kurduğum, forum yapısını kullanmasına rağmen kişisel bir siteydi. Etkili olduğunu düşünüyorum. Pek çok yeni başlayan için kılavuz görevi gördüğünü de biliyorum ama üye sayısı 1000′e yaklaşıp da iş benim boyumu aşmaya başlayınca yetişemedim. Tembellik dedim çünkü kendime yol arkadaşları bulup yükümü hafifletebilirdim. Şimdi keşke bunu yapsaydım diyorum, evet. Eski Komünite veritabanını ben saklıyorum, kolları sıvayabilirim tekrar
.
Komünite gibi bir platform hala gerekiyor mu?
.
Kesinlikle! Baktığında bu açığı kapatan Türkçe bir site hala yok. Çünkü hem internet hem de insanlar sürekli yenileniyor. “Tamam artık bu konuda herkes bilgili, kimsenin kimseye yardım etmesine gerek kalmadı” asla denilmez, denilmeyecek. Bloglar hakkındaki son söz’ün sırası hiçbir zaman gelmeyecek. Örneğin, dünyada cep telefonu olmayan insan kalmadığı halde Nokia nasıl hala para kazanabiliyor? Tabii eski Komünite şu günün ihtiyaçlarını belki karşılamaz ama Komünite kapanmasaydı o da kendini yenileyecekti. İhtiyaçlar doğa doğa bitmiyor, bunların karşılanması gerekir.
Komünite zamanında Blogcu.com servisini kullanan Komünite üyeleri ile sık sık tartışmalar yaşanıyordu, o zamanlarda diğer servisleri kullanan Komünite üyelerinin de Blogcu’daki blog yazarlarını pek sevmediğini biliyoruz. Sen bu kavganın neresindesin? Blogcu’dan takip ettiğin blog yazarları var mı?
Eminim Blogger’ın ilk zamanları Blogcu’nun da gerisindeydi. Zaten insanlar olarak internete chat yaparak başlamadık mı? Bir yapı inşa edildiği zaman temelin zemine iyice oturması beklenir. Blogcu bana kalırsa o tartışmalar esnasında bu sancılı süreçten geçiyordu. Açıkçası ben bu kavganın Blogger tarafında yer aldım. Sonuçta blog dediğimiz tabiri caizse bir gavur icadı
ve Türkiye’ye ithali esas olarak Blogcu ile oldu. Yani Komünite zamanlarındaki Blogcu internete chat yaparak başlayan bir liseli görünümündeydi. Blogger kullanıcıları olarak bizler bu aşamayı atlatmıştık.
Şimdiki Blogcu ile o Blogcu arasında büyük farklar var. Benim takip ettiğim Blogcu yazarı yok ama bu asla Blogcu’da takip edilecek kalitede blog olmadığı anlamına gelmez.
Blog yazarlarının bloglarında kendi fotoğraflarını yayınlamasını “underground”luğa vurulmuş bir darbe olarak düşünenler var. Sen hem kendi fotoğraf ve videolarını yayınlıyorsun hem de arkadaşlarının. Ayrıca blog yazarları biraz da esrarlı olmalı değil midir?
Ben çok beğendiğim bir blogun sahibini görebilmek için şahsen taklalar atıyorum
Kişisel bir tercih. Radyocuları da hep merak ederim. Şimdi Ceyhun Yılmaz örneğinden yola çıkarak “radyolcular televizyona taşınmasın lütfen” dersek Beyazıt Öztürk’e veya Okan Bayülgen’e haksızlık etmiş olmaz mıyız? Şöyle bir iddiam var; bloglarımı uzun süredir takip edenler beni gerçekteki arkadaşlarımdan daha iyi tanıyorlar. Yeri geliyor sırrını açıklıyorsun, iç dünyanı döküyorsun. Buna karşılık bir fotoğrafını esirgiyorsun. Çelişkili.. Maksat esrarlı olmaksa bunu kendini göstererek de yaparsın zaten. Düzenli olarak günlük blogu tutan biri eğer fotoğrafını saklıyorsa ben bunu burnunun yamuk olmasına bağlarım arkadaş
Youtube’dan kopyala-yapıştır değil de, kendi ürettikleri videolar ile blog yapanlara Türkiye’de sık rastlamıyoruz. Beş-on çok okunan blog yazarı video blog yapmaya başlarsa, en azından kategori olarak video blog’a yer verirse, diğerleri de akın akın gelir mi?
Anadilimiz Türkçe olduğu için internet akımlarını da hep bir adım geriden takip etmek durumunda kalıyoruz ama mutlaka ediyoruz! Türk bloglarının geleceğini görmek isteyenler yabancı bloglara bakabilir. Zaman makinası gibi.. Bunda her şeye temkinli yaklaşmamızın ve güven eksikliğimizin de payı var. Ben deneyimli bir internet kullanıcısı olduğumu düşünüyorum ama yakın zamana kadar çektiğim bir videoyu Youtube’a yüklemeye cesaret edemiyordum. Örnekler insanı rahatlatıyor ve güven sağlıyor. Topluluk psikolojisi belki.. Video bloglarsa kaçınılmaz. Benim de aklımda bazı fikirler var bu doğrultuda.
Kendi gazetelerimizi oluşturduk, radyolarımızı kurduk sıra televizyonlarımız da. Herkesin cebinde video çeken bir cep telefonu var, Youtube ücretsiz, ekmek elden su gölden, daha ne olsun!
Üçüncü ve son bölümü yarın yayınlanacak röportajın ilk bölümünü Komünite geri mi dönüyor: Tekmetokatın yazarı Oky ile sille tokat muhabbet (1) başlığı ile okuyabilirsiniz. .
14 May
abacus yazmış ve Okan Vardarova | Röportaj | Tekmetokat ile etiketlemiş
Karablok, Tekmetokat. Bilemediyseniz iPhone, Komünite. Okan Vardarova’dan bahsediyorum. Blogküre’yi takip ediyorsanız mutlaka bir şekilde kulağınıza çalınmıştır ismi. Yıllardan beri yazıyor, blog hazırlıyor, tasarım yapıyor. Şimdi eskisi gibi yazmasa da bloglarla olan bağını kopartmıyor; Tekmetokat eğlenceli bir şekilde devam ediyor. Uzun süredir blogla, bloglamayla haşır neşir olan Okan’a ne olacak bu blogların hali diye sorduk. Karşılığında çok güzel cevaplar aldık.
.
Önce light bir tasarım ardından gelen light yazılar. Neler oluyor?
.
Estetik kaygısı artık bende bir saplantı haline gelmişti. Bugüne kadar tuttuğum her blogta, başta tipografi olmak üzere pek çok görsel konuda kendimi sınırlandırdım. Bu da içeriğin doğal akışını sekteye uğratıyor, tasarıma göre şekillenmesine sebep oluyordu. Mesela bahsetmek istediğim kısa bir şeyi, blogum uzun yazılardan oluşuyor diye, bir başka uzun yazının içine bir şekilde sıkıştırırım düşüncesiyle içime atıyordum ya da sırf onu diyebilmek için, zengin göstersin diye alakasız bir resim iliştiriyordum. Böyle böyle şeyler… Bu beni çok sıkıntıya sokmaya başlamıştı, özgür olamıyordum. Hem bu saplantımı yenmek hem de içten içe özendiğim günlük bloglarının tadına bakmak için bu yolu denedim. Hoş, bu defa da konseptsizliği konsept belledim
26 Apr
abacus yazmış ve Blogküre | Hasan Yalçınkaya | Pilli Network | Röportaj | Türk Blogküresi ile etiketlemiş
Hasan Yalçınkaya nam-ı diğer ile Hafif Uyku ile yapılan söyleşinin ikinci kısmı:
Türk blogküresinde tam zamanlı-blogcu’lar görebilecek miyiz? Pilli buna da ön ayak olacak mı?
.
Buna daha çok var gibi geliyor bana. Şöyle bir kısır döngünün içindeyiz: blogcuların refaha kavuşabilmesi için, halkın çoğunluğunun haberlerini, bulmacalarını, hava durumunu tek bir kaynaktan alma alışkanlığından kurtulması gerekiyor. Bunun için de gerçekten katma değer sunan, gazetelerden daha hızlı, daha etkileşimli, daha güvenilir blogların türemesi gerekiyor. E temasını bu kadar ciddiye alan süper blogların oluşması için de maalesef sahiplerinin belli bir refah seviyesine erişmiş olması gerekiyor. Bu kısır döngüden çıkabilmenin çok az yolu var. Ya korkunç bir özveri ve disiplinle hem hayatınızı kazanacaksınız hem de refah içinde olmadan blogunuzu yapacaksınız, ya da birisi size para verecek.
İşte bu özveri ile canla başla bloglayanlar arttığında, halk gazetelerden çok onlara değer vermeye başladığında anca blogcular refaha kavuşabilecekler.
Pilli topluluk blogları üreterek, bu özveriyi paylaştırmaya ve acısını azaltmaya çalışıyor. Bu şekilde kahrolmadan, mahvolmadan okunası şeyler üretebildiğimize inanıyorum. Pilli bir insanın geçimini kazanmasını sağlayabilir mi? Şu anda hayır. Ama gelirler düzenli olarak artıyor. Bir şey olur da Google musluğu kısmazsa ve gelirler bu hızda artmaya devam ederse, 5-10 sene içinde bir insanı geçindirecek gelirleri sağlayabiliriz. (aile geçindirmek için bir 5 sene daha koyalım)
İronik olarak ileride para kazanmak için şuan para kazanma düşüncesini bir kenara bırakmamız ve elimizden gelen bütün samimiyetle içerik üretmemiz gerekiyor.
Pillinin konseptine uymayan ama olsa da okusak dediğiniz ya da blogculardan beklediğiniz yeni blog türleri var mı?
.
Pilli’ye uymayacak bir konu düşünemiyorum. Topluluk blogu olma, gelir paylaşma ve istikrarlı müdürlerinin olması şartları yerine geldiğinde her konu pilliye uygun. Dolayısıyla bir konu söyleyemeyeceğim.
Ben, bu işe internet’in mucizelerini ve şaşkınlığımı paylaşmak amacıyla başlamıştım. Artık şaşırmak biraz zor. Ama yine de bir konu hakkında herhangi bir sebepten etraflıca bilgilendiğimizde bu bilgiyi paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Benim sevdiğim tür blogculuk böyle. Ama hayatlarını ve hislerini yazanlara da karşı değilim.
Kullandığım blog yazılımı Pillinetwork altyapısı. Ama Wordpress’in son halini de çok beğeniyorum.
Yoğunluk yüzünden bizimkiler dışında düzenli takip ettiğim, her sabah uğradığım blog yok. Ama şunları pek seviyorum:
portakal ağacı, e-vs, acemi blogcu, per aspera ad astra, 3yanlış ve bonus olarak falbak
Persona, Winmaker, Hatice, Mahinur Teyze