Pilli Network sitelerini tek bir yerden takip etmek isterseniz Pillim.org sitesi tam size göre [via].
Burak Büyükdemir‘in hazırladığı Pillim.org‘da Pilli Network’ün haftalık özetlerinin yanı sıra yabancı kaynaklardan yapılan derlemeler için de bir bölüm var.
10 Sep
abacus yazmış ve 22dakika, DVD Seti, pilli network ile etiketlemiş
Hayatın anlamını dizilerde arayanların blogu 22 Dakika, 16 Eylül’de gerçekleÅŸtirilecek Emmy için ödüllü bir tahmin yarışması düzenlemiÅŸ. Yarışmaya katılmak gayet basit; eÄŸer bir pilli network hesabınız varsa Emmy tahminlerinizi ilgili yazının altına yorum olarak giriyorsunuz ve 16 Eylül’ü bekliyorsunuz. 6 sezonluk Stargate DVD seti tahminleriniz tutarsa sizin oluyor.
10 Aug
abacus yazmış ve Bildirgeç, Blogger, pilli network, tema ile etiketlemiş
Çok sesli blog Damacana.org Bildirgeç tasarımını Blogger’a uyarlamış. www.bildirgec-tema.blogspot.com adresinden demosuna ulaÅŸabileceÄŸiniz temanın kodlarına ise buradan eriÅŸilebiliyor.
Not: Bildirgeç tasarımı Pilli Network’e ait ancak Pilli Network’ten alınmış herhangi bir izin yok. Temayı blogunuzda kullanmadan önce Pilli Networkten yapılacak açıklamayı beklemekte fayda var.
17 May
nahnu yazmış ve bildirgeç, google adsense, incil, komunite, kutsal kitap, misyonerlik, pilli network, reklam, reklam veren, topluluk ile etiketlemiş
Ücretsiz İncil dağıtımı yapan misyoner sitelerinden birisi Bildirgeç’e Google AdSense üzerinden(zannediyoruz bu siteye reklam verin baÄŸlantısı yolu ile) reklam vermiÅŸ.

Bildirgeç ahalisi gibi çeşitli hassasiyetleri bünyesinde barındıran bir kitleden, bu konuda herhangi bir tepki gelmemesi mümkün değildi, ve gelmiş de. Çeşitli bloglar bu konuyu sayfalarına taşımışlar:
Ayrıca konu ile ilgili bir başlık da Torpilli de açılmış,
İnsanların güzel buldukları ve kabul ettikleri dinlerini çeşitli yollardan tanıtmaya çalışmaları, tebliğ etmeleri kadar doğal bir yol olamaz diye düşünüyorum, şahsen. Bildirgec.org bunun için ne kadar uygun bir ortam, ne kadar değil her zaman tartışılır. Bunun kararını reklam veren misyoner sitesi elbette düşünmüştür, ki zaten reklam vermiş.
İşin Pilli Network’e bakan yanı ise galiba “kiÅŸisel sitesinde filtreleyeceÄŸi bir reklamı, içeriÄŸine katkı saÄŸladığı bir sitede gören kullanıcı ne hisseder ?” sorusu. GeliÅŸmelerle birlikte olacağız.
16 May
abacus yazmış ve karablok, Okan Vardarova, pilli, pilli network, röportaj, spineless, türk blogküresi, tekme tokat ile etiketlemiş
Uzun zamandır bloglayan biri olarak Türk blogküresi hakkında neler düşünüyorsun? Örneğin kimileri blog cuntası olduğunu düşünüyor. Buna katılır mısın?
Cunta bildiğim kadarıyla yönetimi zorla ele geçiren grup anlamına geliyor. Blogkürede böyle bir grup olduğunu tabii ki düşünmüyorum. Bir blogun oturması için bence başta zaman gerekiyor. Oturmaktan kastım, hedef kitleye ulaşmak. Yeterli zaman oluşmadan bu hedef kitleye varamayan aceleciler, akıllarında hayali bir cunta yaratıp suçu ona atıyor olabilir. İşin aslını bilmiyorum ve açıkçası bu tip meselelerle hiç ilgilenmiyorum. Benim tuzum kuru :)
Türk blogküresinin de son zamanlarda kendinden beklenenin fazlasını verdiÄŸini düşünüyorum. Mesela Blog Kazanı sayesinde haberdar olduÄŸum İstanbul Sokak Stili ve benzeri blogları gördükçe “Bu iÅŸ tamamdır” diyorum içimden. Åžu an ben her neye ilgi duyuyorsam, bu ilgime karşılık gelen bir blog bulmakta pek zorlanmıyorum. Ya benim vizyonum çok dar ya da gidiÅŸat oldukça iyi.
iPhone için hazırladığın blog büyük ilgi gördü. Böyle bir sayfayı kendine ait bir domain almak yerine neden blogspot (ve blog formatını) tercih ettin?
Aslında iPhone için Blogger’ı deÄŸil, Blogger için iPhone’u tercih ettim. Yani iPhone fikri daha bende oluÅŸmadan, “Acaba Blogger’da Türkçe konuÅŸmayanlara da hitap eden ne yapsam?” diye düşünüyordum. iPhone fikri aklıma gelir gelmez de, biraz da bu kadar ilgi göreceÄŸini tahmin etmediÄŸim için, hiç vakit kaybetmeden siteyi kurdum ve 2. gününde Digg’de anasayfaya çıktı. Artık geri dönüşü yoktu, adres o ÅŸekilde yayılmıştı. O kadar backlink’i gözden çıkaramazdım :) Ancak böyle yapmakla ne kadar doÄŸru ettiÄŸimi sonradan anladım. Çünkü o trafiÄŸi kendi imkanlarımla zaten karşılayamazdım. Hiç tıkanmayan bir host, mükemmel bir içerik yönetim sistemi, aÅŸina olduÄŸum bir servis, daha ne isteyebilirim ki.. DiÄŸer bir etken ise, daha çok Google’dan gelenlere hitap ettiÄŸim için, Blogger sitelerine Google sıralamasında ayrıcalık tanındığını düşünüyor olmamdı..
Kişisel gelişim, tatmin ve dert ortağı.
Blogger.com servisini kullanıyorum. Birçok nedeni var: İnternetin ilk blog servisi olduÄŸu için bloglar ile özdeÅŸleÅŸmiÅŸ olması, Google gibi sempatik bir devi arkasına alması, onunla baÅŸlamış olduÄŸum için iÅŸleyiÅŸine olan aÅŸinalığım, kendi domain’lerimiz altından yaptığımız yayına bile ücretsiz hosting saÄŸlıyor olması, kendi arayüzlerimizi tasarlamaya çok imkan tanıyor olması.
Kuşkusuz favorim 029. Bunun haricinde her kimi söylersem bir diğerine haksızlık etmiş olurum.
Bu soruda kiÅŸisel blogları hariç tutuyorum ama doÄŸruyu söylemek gerekirse sürekli takip ettiÄŸim tematik bir blog yok. Pilli Network ile Bloglama Åžehir Blogları‘nın tüm yazarları diye topluca bir cevap vermek isterdim :) Ama ille de isim diyorsanız, Spineless ezelden beri çok örnek aldığım bir blogcu olmuÅŸtur.
Okan Vardarova ile gerçekleştirilen Komünite geri mi dönüyor: Tekmetokatın yazarı Oky ile sille tokat muhabbet başlıklı röportajın ilk bölümüne buradan ikinci bölümüne ise buradan ulaşabilirsiniz.
03 May
abacus yazmış ve 27 Nisan 03 Mayıs 2007, çetele, blog böceği, Goddess Artemis, haftanın özeti, hasan yalçınkaya, mehmet doğan, pilli network, portakal ağacı, türk blog yazarları, wolkanca ile etiketlemiş
Blog kazanı ve biz oldukça yoğun bir hafta geçirdik. Yoğun olduğu kadar verimli olduğunu da düşündüğümüz geçen hafta içinde 55 adet ilgimizi çeken blog olmuş. Bu blogların çoğunu blog öner formuyla bize ulaştıran takipçilerimize borçluyuz. İlgi çeken bloglara daha çok yer vermek istiyoruz. Bu nedenle kazan takipçilerinden ricamız öneri formunu daha sık kullanmaları.
İki haftada bir yayınlayacağımız biri bize anlatsın kategorisinin ilk konuÄŸu pilli network patronu Hasan Yalçınkaya‘ydı. Henüz okumayanlar için belirtelim geleneksel medya ile interneti konuÅŸtuÄŸumuz röportajımız iki bölümden oluÅŸuyor.
Portakal aÄŸacının yorum rekoru , yorum yazmanın incelikleri, cemshid.com’un artık faal olmayacağı, blogcuların içeriÄŸi sorgulaması, wolkanca’nın hit taktikleri, Goddess Artemis’in mimi, Türk Blog Yazarları arasında yer alan çapkın blogcu Gabriel Niño, Blog böceÄŸinin deÄŸerli yorumları, hazımsızlık çekenlere verdiÄŸimiz bedava soda sözü, geçen haftanın en çok atıfta bulunulan blogu, Mehmet DoÄŸan’ın Dubai çıkarması ve Marian Salzman tespitleri geride bıraktığımız hafta içinde kazanda kaynayanlar arasındaydı. Ayrıca kaynak belirtirken kullanmamız gereken sözcük seçimi halen ateÅŸli bir ÅŸekilde tartışılıyor.
Yazılarımız hakkındaki düşüncelerini esirgemeyerek toplamda 158 çok değerli yorum bırakan, hatalarımızı bildiren, kazan hakkındaki düşüncelerini özel mesaj yoluyla bizimle paylaşan tüm takipçilerimize teşekkür ederiz.
26 Apr
abacus yazmış ve blog, blogcu, blogküre, bloglama, chat kapı, chatkapi, hafif, hafif uyku, hasan yalçınkaya, pilli, pilli network, röportaj, wordpress, wp, yazar ile etiketlemiş
Hasan Yalçınkaya nam-ı diğer ile Hafif Uyku ile yapılan söyleşinin ikinci kısmı:
Türk blogküresinde tam zamanlı-blogcu’lar görebilecek miyiz? Pilli buna da ön ayak olacak mı?
.
Buna daha çok var gibi geliyor bana. Şöyle bir kısır döngünün içindeyiz: blogcuların refaha kavuşabilmesi için, halkın çoğunluğunun haberlerini, bulmacalarını, hava durumunu tek bir kaynaktan alma alışkanlığından kurtulması gerekiyor. Bunun için de gerçekten katma değer sunan, gazetelerden daha hızlı, daha etkileşimli, daha güvenilir blogların türemesi gerekiyor. E temasını bu kadar ciddiye alan süper blogların oluşması için de maalesef sahiplerinin belli bir refah seviyesine erişmiş olması gerekiyor. Bu kısır döngüden çıkabilmenin çok az yolu var. Ya korkunç bir özveri ve disiplinle hem hayatınızı kazanacaksınız hem de refah içinde olmadan blogunuzu yapacaksınız, ya da birisi size para verecek.
İşte bu özveri ile canla başla bloglayanlar arttığında, halk gazetelerden çok onlara değer vermeye başladığında anca blogcular refaha kavuşabilecekler.
Pilli topluluk blogları üreterek, bu özveriyi paylaştırmaya ve acısını azaltmaya çalışıyor. Bu şekilde kahrolmadan, mahvolmadan okunası şeyler üretebildiğimize inanıyorum. Pilli bir insanın geçimini kazanmasını sağlayabilir mi? Şu anda hayır. Ama gelirler düzenli olarak artıyor. Bir şey olur da Google musluğu kısmazsa ve gelirler bu hızda artmaya devam ederse, 5-10 sene içinde bir insanı geçindirecek gelirleri sağlayabiliriz. (aile geçindirmek için bir 5 sene daha koyalım)
İronik olarak ileride para kazanmak için şuan para kazanma düşüncesini bir kenara bırakmamız ve elimizden gelen bütün samimiyetle içerik üretmemiz gerekiyor.
Pillinin konseptine uymayan ama olsa da okusak dediğiniz ya da blogculardan beklediğiniz yeni blog türleri var mı?
.
Pilli’ye uymayacak bir konu düşünemiyorum. Topluluk blogu olma, gelir paylaşma ve istikrarlı müdürlerinin olması şartları yerine geldiğinde her konu pilliye uygun. Dolayısıyla bir konu söyleyemeyeceğim.
Ben, bu işe internet’in mucizelerini ve şaşkınlığımı paylaşmak amacıyla başlamıştım. Artık şaşırmak biraz zor. Ama yine de bir konu hakkında herhangi bir sebepten etraflıca bilgilendiğimizde bu bilgiyi paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Benim sevdiğim tür blogculuk böyle. Ama hayatlarını ve hislerini yazanlara da karşı değilim.
Kullandığım blog yazılımı Pillinetwork altyapısı. Ama Wordpress’in son halini de çok beğeniyorum.
Yoğunluk yüzünden bizimkiler dışında düzenli takip ettiğim, her sabah uğradığım blog yok. Ama şunları pek seviyorum:
portakal ağacı, e-vs, acemi blogcu, per aspera ad astra, 3yanlış ve bonus olarak falbak
Persona, Winmaker, Hatice, Mahinur Teyze
26 Apr
abacus yazmış ve blog, blogcu, blogküre, bloglama, chat kapı, chatkapi, hafif, hafif uyku, hasan yalçınkaya, pilli, pilli network, röportaj, wordpress, wp, yazar ile etiketlemiş
Google’ın henüz icad edilmediÄŸi, içeriÄŸin hele hele Türkçe içeriÄŸin samanlıkta iÄŸne aramaya benzediÄŸi yıllardı. O zaman için internet sitelerinde “ArkadaÅŸlar, Destekleyenler” gibi ifadeler altında yer alan baÄŸlantılar gerçekten de yeni bir siteyi keÅŸfetmenin hemen hemen tek yoluydu. İşte bu ifadeler altında chatkapi.com baÄŸlantısına tıklayarak sürekli takipçisi olduÄŸum chat kapı, farklı bir içeriÄŸe sahip; içerikteki farklılığını tasarımına da yansıtan bir siteydi. Chat kapi daha sonra hafif.org‘un doÄŸuÅŸuna zemin hazırladı. Chatkapi’dan doÄŸan hafif.org ÅŸimdilerde pilli network’ün başı çeken sitelerinden birisi.
Chat kapı, hafif.org ve pilli network’ün arkasındaki isimse aynı zamanda Türkçe içerikli ilk blog sahibi olarak bilinen Hasan Yalçınkaya nam-ı diğer hafif uyku. Ancak Hasan Yalçınkaya sadece Türkçe içerikli ilk blog sahibi değil; Türkçe içeriğin gelişmesine önemli katkıları olan, öğrenmekten ve öğrendiklerini paylaşmaktan zevk alan biri.
Dolayısıyla blog kazanında yer alan ilk röportajın Hasan Yalçınkaya ile yapılması bizim için ayrı bir mutluluk kaynağı. Kaseti başa sararak başladığımız röportajda Türk blogküresinden, içerik hırsızı bloglara ve Türkçe içerikli bloglar ağı pilli network’e kadar bir çok soru sorduk.
Chatkapi fikri nasıl ortaya çıkmıştı ve neler oldu da chat kapı yerini hafif.org’a bıraktı.
.
.
Chatkapi, YeniYüzyıl gazetesinde yazdığım internet köşesinin adı idi. chatkapi.com da bu köşenin sitesi olarak başladı. Amacı hem yazılardaki linklere kolay ulaşılmasını sağlamak, hem de domain almaktan itibaren bir site nasıl yapılır anlatmak idi. O zamanlar ben de site yapmayı yeni öğreniyor ve öğrendiklerimi gazetede anlatıyordum.
Sonra YeniYüzyıl kapanınca ben de yenilmiş sayıldım, başka işlere girdim. Ama her gün yazmaya çok alışmıştım, yazdıklarımı biraz daha kısaltarak siteden yayına devam ettim.
Ağustos 1999’da blogger.com diye birşey çıktı. Her gün elle yaptığım işi çok kolaylaştırıyordu, hemen kucakladım. Bu sayede başka insanlara da sitede yazma hakkı verebildim, yaklaşık 30 kişilik bir grup olduk.
Sonra neden bilmiyorum, ixir chat sitesine chatkapi adını verdi. Ardından chatkafe’ye çevirdiler, ama iş işten geçmiş idi, çünkü bir sürü insan chat yapmak üzere bizim sitemize gelmeye başlamıştı. Günde bir kaç tane “CHAT NERDE ULAN!!!� konulu mail almaktan yoruldum. (nerden bileyim trafiğin iyi birşey olduğunu) Hem de biraz php öğrendim. Phpfirstpost isimli scoop clone’u minik bir scripti değiştirerek hafif.org’a geçtik.
Hafif.org’u acarak cok sayıda internet kullanıcısına tonla yazı yazdırmayı o kadar insanı bir araya toplamayı nasıl başardınız?
.
.
Hahaha, bilmiyorum. Meraklı insanlar, paylaşmayı seviyorlar.
Bloggerların ustası olarak Türkçe içerikli bloglarla yabancı bloglar arasında içerik açısından bir fark görüyor musunuz?
.
.
Kişisel bloglarda pek bir fark göremiyorum. Yabancı tematik blogların iyilerinde bir fark var, o da bol bol para kazanmaları dolayısıyla konularına çok ciddi bir şekilde eğilebilme imkanına sahip olmaları. Mesela blogları sayesinde işlerini bırakabiliyorlar. Bu henüz bizde mümkün değil. Türkiye’de en baba blogun bile alexa’sının sürünüyor olması, blogları sadece diğer blogcuların okuduğu hissini veriyor bana.
Bu hissin Türkçe içerikli blogların özgün içerik probleminden kaynaklandığını söyleyebilir miyiz?
.
.
Özgün içerik, teması olan bütün blogların problemi. Dünya’da bir iki site muhakkak konunun başını tutmuş oluyor. O konuyu o kadar iyi takip ediyorlar ki, geriye kalan insanlara onlardan alıntı yapmaktan başka çare kalmıyor. Yani bence bu Türkiye’ye özgü bir problem değil. Temasının bir numarası olmayan bütün bloglar bu durumdan muzdarip.
Ersan Özer’in Blog Tantanası başlığıyla yayınlanan bir yazısı vardı. Bloglar medyaya alternatif olamaz çünkü medyadan besleniyorlar diyordu. Sizce de durum böyle mi?
.
.
Ya, anlamsız bir tartışma bu. Medya dediğimiz şey sonuçta insanların baktığı yer. İnsanlar bloglara bakıyorlarsa, ki dünyada bakıyorlar, blog da bir medya. Blogların farkı senin benim gibi gazetecilik, televizyonculuk okumamış insanlara ciddiye alınır bir yayın yapma imkanı sunması. Televizyon ve radyo nasıl gazeteleri bitirmediyse, bloglar da bitirmez.
Hem gazetede (bilmeyenler için hemen belirtelim: Hasan Yalçınkaya ilk olarak Yeni Yüzyıl gazetesinde başladığı chat kapı köşesine Vatan gazetesinde yine aynı adla devam ediyor ) hem webde yazılar yazan biri olarak, bu iki mecra arasında ne gibi farklar var?
.
Kitleler arasında büyük bir fark var. Gazete kitlesi için internet henüz hala gençlerin chatleştiği bir mekan. Internet kitlesi ise canavar gibi. Her şeyi biliyorlar. Yani eskisi gibi birşeyler öğretmeye kalksam, internettekiler dalga geçecek. Onların da bilmediği bir şeyler öğrenip anlatsam, bu sefer gazete kitlesi hiçbir şey anlayamayacak. Bu yüzden iki mecradaki yazılar farklı oluyor. Gazeteye yazarken annemi babamı karşıma alıp yazıyorum, internet’te yazarken bütün hafif.org ya da bildirgec.org ahalisini karşıma alıp yazıyorum.
Medyanın yanlılığı, manipülatif içerik üretimi sıkça tartışılan konular. Bloglar için de aynı şeyi söylemek mümkün mü?
.
.
Yine cevabım blogların diğer medyadan bir farkının olmaması üzerine. Şu anda herşey bağımsız görünüyor, ama işin içine büyük para ve pazarlama girdiğinde, bir çok blogcu da bir markayı ittirmeye, kamu oyu oluşturmaya ikna edilebilirler. Ki böyle şeyler şimdiden oluyor gibi geliyor bana. Misal: Techcrunch’ın sahibi Michael Arrington bu aralar her konuşmasına kıllandıracak düzeyde Adobe Apollo katıyor şu hale bak.