Blog Kazanı

Bloglardan ve blog yazarlarından haberler

kahvetadindaduslersi0 Kahve Tadında Düşlerim
Blogkürede ilginç şeyler görmeye devam ediyoruz. Koyukahve blogunun sahibi Birgül Dikici, blog yazılarını derleyerek oluşturduğu Kahve Tadındaki Düşlerim adlı kitabını bastırmayı başarmış.

Cinius Yayınları ‘ndan çıkan kitabı İdefixe’den satın almak mümkün. Hatırlanacağı gibi daha önce Altı Üstü Tasarım blogunun yazarı Mehmet Doğan da blog yazılarını derleyerek Teknoloji Kimin Umurunda adlı bir kitap bastırmıştı.

Blog Kazanında yayınlanan tüm yazıları ücretsiz ve hızlı bir şekilde takip etmek için RSS beslememize abone olun.

140 milyon internet kullanıcısı ile dünyanın en fazla internet kullanıcı sayısına sahip ülkelerinden biri olan Çin’de hükümetin blogcuların yazdıkları bloglara isimlerini belirtmelerine yönelik aldığı karar gelen tepkiler üzerine değiştirildi.

Daha önce blog yazarlarının isimlerini yazmalarını şart koşan Çin İnternet Danışma Kurulu, gelen tepkiler üzerine blog yazarlarının isimleri yerine Çin İnternet Danışma Kurulu tarafından sağlanacak bir kod almalarını istiyor. Alınacak kodun da isimle yapılacak başvuru ile alınacağı düşünüldüğünde gerçekte değişen hiç bir şey olmadığı ortada. Kurulun yaptığı bu değişikliğe Çin blog yazarlarının tepkisi ise merak konusu.

Evet neredeyse sonuna geldik. Ancak bu işin bir de google tarafı var ki Türkiye’de en çok tercih edilen arama motorunun google olduğunu kabul edersek google’ın bu tür çalıntı içeriğe karşı nasıl davrandığı çok daha önemli bir hal alıyor.

Peki google çalıntı bir içerikle karşılaştığında neler oluyor, bu durumun farkına varabiliyor mu, yazılarınızı çalan siteyi şikayet etmeniz bir işe yarıyor mu? Geçende bir zincir e-posta görüşmesinde Acemi Blogcu başından geçenleri anlattı. Yazdıklarının sadece zincir postaya dahil olan kişiler arasında kalmasını istemediğimden Acemi Blogcu‘nun izniyle yazdıklarını buraya alıntılıyorum.

Herkese merhaba,

Ben bu tür kopyala yapıştır blogları pek takmıyordum açıkcası, geleceklerinin olmadığını düşünüyordum. Fakat geçenlerde rastladığım birisi beni hayrete düşürdü; eleman tasarımı ve içeriği (yorumlar vs de dahil) aynen kopyalamış :) Hadi bu akıllı bunu yapmış, peki Google’ın tepkisi ne olmuş duruma karşı?

Tabii ki elemanın tüm içeriğini indeksleyip koymuş arayanların ulaşması için :) Bundan sonra inancımı yitirdim Google’ın kopya içerik ayıklama yeteneklerine. Neyse, kısa tutayım, ne yaptım? Elemanın benim reklamlar yerine yerleştirdiği AdSense reklamlarındaki bir link aracılığı ile AdSense’e şikayet ettim (bir yerlerde bu şekilde şikayet etmenin daha etkin olduğunu okumuştum). Sonra bununla da yetinmedim, girdim Google Sitemaps hesabıma elemanı bir de orada “kopya içerik” diye gösterip spam olarak ihbar ettim, ayrıca elemanın bunu çıkar amaçlı yaptığını vurguladım ve Publisher ID’sini burada da verdim.

Sonuç; eleman 3-4 gün sonra siteyi park etti :) Kullandığım yöntemlerden hangisi işe yaradı derseniz, kesinlikle hiçbirisi! Çünkü elemanın sitesi hala indeks’te; bkz.
http://www.google.com/search?source=…

Zaten büyük ihtimalle amacı da buydu. Yani, Google’a olabildiğince link gömerek sonra oluşturacağı trafiği diğer projeleri için kullanmayı amaçlıyordu ve bunu başardı. Bugün neredeyse sadece Google trafiğinin para kazandırdığı (hem AdSense gibi reklamlara tıklama oranları diğer trafik kaynaklarına oranla daha yüksek, hem de çoğu park programı, söz konusu binbir türlü hileye başvuran Türkler olduğunda, sadece arama motorlarından gelen trafiği dikkate alıyor) düşünülürse, akıllıca da bir hareket yapmış, tebrik ediyorum.

AdSense’e şikayet etmenin çalışmadığını nasıl biliyorum? Benim şikayet ettiğim dönemde kullandığı Publisher ID’si (pub-5904344363350396) ile reklamlar gösterilmeye devam ediyor (bkz. Google Cache). Eleman’ın yeni bir Publisher ID (pub-4629503510264083) kullanmaya başladığını da düşünecek olursak, AdSense’in sadece domaini yasaklamış olma ihtimalini düşük görüyorum. Belki sadece bir uyarı aldı ve kapatılır korkusu ile yeni bir hesap açarak devam etti, belki de
pis işler ile uğraştığı için zaten birkaç hesabı vardı, bilemiyorum :)

Önerim; boşuna uğraşmayın. Belki nofollow ile işaret edilerek rezil etme yöntemi denenebilir ama o da ne kadar etkilidir, tartışılır. Ben Google’ın (ikametgahları ABD olan insanoğullarının ifadesi ile) “Uluslar Arası” olarak tabir edilen içerik söz konusu olduğunda İngilizce’de olduğu kadar başarılı olamadığını düşünüyorum. İngilizce içerik üzerinden yaptığınız aramalar her zaman spam içerikten çok daha arındırılmış ve her zaman neredeyse kusursuz SERP’ler (arama motoru sonuç sayfası) ile geri dönerken, uluslar arası içerik çoğu kez basit oyunlar ile yanıltılmış sonuçlar ile canınızı sıkıyor. Bu sadece Google Search için geçerli bir durum değil, Google tarafından sunulan hemen her servisin İngilizce dışındaki versiyonları kullananlara aynı keyfi vermiyor. Bu yüzden Google ile arama yapacaksam her zaman lokalizasyonu İngilizce’ye ayarlanmış google.com/ig üzerinden aramalarımı gerçekleştiriyorum ve bu durum Türkçe bir içeriğe ulaşmak istediğimde de değişmiyor (com.tr ve com/ig üzerinden karşılaştırmalı arama yapmanızı şiddetle öneririm).

Bunun en büyük nedeni de bence lokal Google ofisleri (ya da lokalizasyon ile sorumlu “Uluslar Arası” personel). Örnek vermek gerekirse; Google AdSense ile işe ilk başladığım zamanlarda, güya hedeflenmiş reklamlar vaad eden programın, hiç de gösterildiği gibi başarılı olmadığını farkettim. Alakasız reklamları filitrelemekten sıkıldığım bir gün AdSense desteği ile iletişime geçtim. Uzun süren yazışma maratonlarımız sonunda derdimi Türk personele anlatamayacığımı farkettim ve doğrudan İngilizce karşılık almayı umduğum bir AdSense destek epostasına İngilizce olarak yazdım ve beni Türk yetkililere havale etmemelerini istediğimi özellikle vurguladım. Ne oldu? Tek yazışma sonu sitemin reklam önbelleğini temizlediler ve herşey yoluna girdi :) Gerçi bu durum kısa sürdü ve yineledi (iş bilmez Türk AdWords kullanıcıları!), fakat yine de bir çözüme ulaşmış oldum.

Demek istediğim şu ki, bu işin en büyük suçlusu İngilizce dışındaki içeriği ciddiye almadığını düşündüğüm Google’dır. Belirttiğim yöntemler ile insanların amaçlarına ulaşabildiklerini ve kopya içerik konusunda Google’ı harekete geçirebildiklerini İngilizce bloglardan okuyoruz, hatta Matt Cutts kendi blogunda Sitemaps yönetimini öneriyor. Bizde aynı yolla sonuç ne oluyor? Hiç.

Üzücü, ama gerçek.

Sploglar bir çok blog yazarının yazma hevesini kırsa da onlara karşı alınabilecek yüzde yüz etkili bir formül malesef yok. Zaman ne getirir kestirmek güç ancak sploglara karşı en etkili yöntemin splog bildiriminde bulunduğumuz indexlerle arama motorlarının organize çalışması gibi görünüyor.

Bu yazı dizisininde bulunan diğer başlıklar:Blogküreyi “splog ?lar bastı (Bölüm 1), Blogküreyi “splog ?lar bastı (Bölüm 2)

Blogküreyi “splog”lar bastı başlıklı yazı dizisinin ilk bölümünü Blogküreyi “splog ?lar bastı (Bölüm 1) başlığıyla okuyabilirsiniz.

Sploglarla mücadele

Splogların içeriğinizi kopyalamasını istemiyorsanız yapmanız gereken tek ve çok basit bir şey var: kötü yazmak! Eğer kötü yazmıyorsanız ve dikkat çeken bir içeriğe sahipseniz splogların hedefindesiniz demektir. Neyseki eliniz kolunuz bağlı değil.

Sploglara karşı en etkili yöntem rapor etmek. Splogları rapor edebileceğiniz splog reporter ve splog spot gibi servisler var. Bu servisler bildirdiğiniz splogları arama motorlarına ileterek arama sonuçlarından bu blogların çıkarılmasını sağlıyor.

Blogunuzun içeriğini korumak için yapabilecekleriniz sadece rapor etmekten ibaret değil. Örneğin blogunuzda yer alan bir yazıyı yine blogunuzda yer alan diğer yazılara bağlamak splogcuların sizin blogunuzun içeriğini kopyalamaktan vazgeçirebilir. Ayrıca diğer yazılara giden linke tıklayan bir kullanıcı yazıların orjinal kaynağını yani sizin blogunuzu görecektir.

Her yazının altına uyarı koymak da splog üretenlerin sizin blogunuzu es geçmesi için geçerli bir neden olabilir. Ayrıca bu ifadeye sitenizin linkini ve rss adresini de koyarsanız uyarınız çok daha etkili olacaktır.

Yukarıda anlatılanları göz ardı etmeyin ancak unutmayın ki splogcular için aldığınız önlemler onları vazgeçirmeye yetmez, yetmeyecek.

Geçtiğimiz günlerde blog kazanı da dahil olmak üzere birden çok blogun içeriğini kopyalayan bir splog (lanlun nokta net) sahibi bize e-posta ile ulaşarak kollektif bir blog ürettikleri iddiasıyla bloglarına blog kazanında yer vermemiz gerektiğini yazmıştı. Ağlanacak halimize güldük tabi bir de yüzsüzlüğün bu kadarına şapka çıkarttık!

Splog dediğin bir iki tık!

Blogkürede bir yandan splogların önünü kesmek bir yandan da splog üretmek için çarpışan iki taraf var. Splog üretmek için harcanan mesai daha çok bu işin alt yapısını oluşturan yazılımlara harcanıyor zira bu yazılımlardan birine sahip olan bir internet kullanıcısı bir iki tıkla splogunu oluşturabiliyor.

Splog üretimi için gerekli yazılıma sahip olmanın bedeliyse 97 dolar ile 300 dolar arasında değişiyor. Ben bu yazı için araştırma yaparken splog üreten 11 farklı programla karşılaştım. Teknik olarak birbirileriyle hemen hemen aynı özelliklere sahip programların hepsi de alanlarında en iyi olduklarını iddia ediyorlar.

Blogküreyi “splog”lar bastı başlıklı yazı dizisi google örneğiyle devam edecek.

180px-Spam_ad Blogküreyi sploglar bastı (Bölüm 1) Hormel Foods Corporation’ın 1930larda domuz etine tuz, su, şeker ve sodyum nitrat ekleyerek ürettiği ürününe verdiği Spam adı günümüzde onu ağzına hiç koymamış milyonlar tarafından telaffuz ediliyor.

Yol açtığı milyonlarca dolar zararın yanında iş gücü kaybına da neden olan spam artık sadece e-postadan da ibaret değil!

Splog nedir?

Geçmişi 2002 yılına kadar uzansa da 2005 ağustosunda Weblogs Inc. yatırımcılarından Mark Cuban’ın kullanımıyla popülerleşen spam blog’lar günümüzde arama sonuçlarında sıkça karşımıza çıkarak arama deneyimimizi olumsuz etkiliyor, zamanımızı çalıyor dolayısıyla bilgiye erişimimizi güçleştiriyor.

Blogküredeki oranı yüzde seksenlere kadar ulaşan spam bloglar (splog) genellikle reklam geliri elde etmek ve google’ın arama algoritmasında önemli bir yer tutan Page Rank değerlerini artırmak için hazırlanıyorlar (hazırlanıyordan kasıt sadece bir kaç tık). Splogların sayısı o kadar çok ki blogkürenin içinde bir de splogküre (splogosphere) barındırdığı, weblogs.com‘u pingleyen blogların yüzde yetmiş beşinin splog olduğu söyleniyor. Blogların bu kadar popüler olmasına ön ayak olan blogger üzerindeki her beş blogdan birinin spam amaçlı yapıldığı da splog konulu araştırmalarda yer alan bilgiler arasında.

Splogları üretim açısından ikiye ayırmak mümkün. Bunlardan ilkinde splog sahibi konuları, anahtar kelimeleri ve link verilecek siteleri belirleyerek otomatik bir içerik üretiyor. İkincisi ise belirlenen sitelerin (genellikle bunlar çok okunan siteler arasından seçiliyor) rss kaynaklarını kullanarak diğer sitelerdeki içeriği olduğu gibi kopyalıyor.

Otomatik üretilen içerik genelde anlamsız ve çok sık tekrarlanan anahtar kelimelerden (keyword) oluştuğu için bu blogların splog olduğunu anlamak daha kolay olabiliyor.

Diğer sitelerin rsslerinden beslenen splogları anlamak internetle yeni tanışmış bir internet kullanıcısı için neredeyse imkansız. Anlamlı cümleler, kaliteli içerik… Bu tür splogların ziyaretçinin gözüne sokulan reklamlarını saymazsak okur açısından bir zararının olmadığını düşünenler de var. Ancak ortada içerik hırsızlığı ve çalıntı içerikten elde edilen bir haksız kazanç söz konusu olduğu gibi splog üretimi beraberinde telif hakları ihlalini de getiriyor.

Blogküreyi “splog”lar bastı başlıklı yazı dizimiz sploglardan korunma yolları, splog üreten uygulamalar ve bu konuda gerçekleştirdiğimiz bir mail zincirinde konuşulanlarla sürecek.

Hasan Yalçınkaya nam-ı diğer ile Hafif Uyku ile yapılan söyleşinin ikinci kısmı:

Türk blogküresinde tam zamanlı-blogcu’lar görebilecek miyiz? Pilli buna da ön ayak olacak mı?
.

Buna daha çok var gibi geliyor bana. Şöyle bir kısır döngünün içindeyiz: blogcuların refaha kavuşabilmesi için, halkın çoğunluğunun haberlerini, bulmacalarını, hava durumunu tek bir kaynaktan alma alışkanlığından kurtulması gerekiyor. Bunun için de gerçekten katma değer sunan, gazetelerden daha hızlı, daha etkileşimli, daha güvenilir blogların türemesi gerekiyor. E temasını bu kadar ciddiye alan süper blogların oluşması için de maalesef sahiplerinin belli bir refah seviyesine erişmiş olması gerekiyor. Bu kısır döngüden çıkabilmenin çok az yolu var. Ya korkunç bir özveri ve disiplinle hem hayatınızı kazanacaksınız hem de refah içinde olmadan blogunuzu yapacaksınız, ya da birisi size para verecek.

İşte bu özveri ile canla başla bloglayanlar arttığında, halk gazetelerden çok onlara değer vermeye başladığında anca blogcular refaha kavuşabilecekler.

Pilli topluluk blogları üreterek, bu özveriyi paylaştırmaya ve acısını azaltmaya çalışıyor. Bu şekilde kahrolmadan, mahvolmadan okunası şeyler üretebildiğimize inanıyorum. Pilli bir insanın geçimini kazanmasını sağlayabilir mi? Şu anda hayır. Ama gelirler düzenli olarak artıyor. Bir şey olur da Google musluğu kısmazsa ve gelirler bu hızda artmaya devam ederse, 5-10 sene içinde bir insanı geçindirecek gelirleri sağlayabiliriz. (aile geçindirmek için bir 5 sene daha koyalım)

İronik olarak ileride para kazanmak için şuan para kazanma düşüncesini bir kenara bırakmamız ve elimizden gelen bütün samimiyetle içerik üretmemiz gerekiyor.

Pillinin konseptine uymayan ama olsa da okusak dediğiniz ya da blogculardan beklediğiniz yeni blog türleri var mı?
.

Pilli’ye uymayacak bir konu düşünemiyorum. Topluluk blogu olma, gelir paylaşma ve istikrarlı müdürlerinin olması şartları yerine geldiğinde her konu pilliye uygun. Dolayısıyla bir konu söyleyemeyeceğim.

Hasan Yalçınkaya’ya göre blog:

Ben, bu işe internet’in mucizelerini ve şaşkınlığımı paylaşmak amacıyla başlamıştım. Artık şaşırmak biraz zor. Ama yine de bir konu hakkında herhangi bir sebepten etraflıca bilgilendiğimizde bu bilgiyi paylaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Benim sevdiğim tür blogculuk böyle. Ama hayatlarını ve hislerini yazanlara da karşı değilim.

Kullandığı blog yazılımı ve onu tercih etme nedeni

Kullandığım blog yazılımı Pillinetwork altyapısı. Ama Wordpress’in son halini de çok beğeniyorum.

Beğendiği kişisel bloglar

Yoğunluk yüzünden bizimkiler dışında düzenli takip ettiğim, her sabah uğradığım blog yok. Ama şunları pek seviyorum:
portakal ağacı, e-vs, acemi blogcu, per aspera ad astra, 3yanlış ve bonus olarak falbak

Beğendiği bloggerlar,

Persona, Winmaker, Hatice, Mahinur Teyze

  • Bu söyleşinin birinci kısmı için tıklayın: Hasan Yalçınkaya: Bloglar medyadan farklı değil (1).
  • Blogcu mu arıyorsunuz? Aramayın. Bulun!

    Kazan Seni Çağırıyo!





      Kayıt olun

    Blog gerçekleri

    Wordpress'in bir çok blogcunun tercihi olmasının altında yatan nedenlerden birinin Movable Type adlı blog yazılımının 2004 yılında ücretli olması olduğunu biliyor muydunuz?



    En çok ne yazmışız



    en son kimler konuştu