25 Jul
abacus yazmış ve Aceto Balsamico | Ana Akım Medya | Çalıntı Haber | Çalıntı İçerik | Futbol Blogları | Geleneksel Medya | İnternet Gazeteciliği | MyNet | Spor Servisi ile etiketlemiş
Türkçe yazan futbol blogları hakkında uzun zamandır hazırlamak istediğim bir liste vardı. Hala da var, zaman bulduğum bir anda bu futbol bloglarından öne çıkanları bir bir tanıtmayı istiyorum zira sayıları oldukça fazla ve içerikleri bir o kadar kaliteli bu bloglar sanki Türkiye’de her ağzı olanın futbol hakkında sadece konuşmadığının bir kanıtı.
Listeyi sonraya ertelesem de konu yine bu futbol bloglarından biri ve bu blogda yayınlanan bir yazının neredeyse olduğu gibi MyNet spor servisi tarafından kaynak gösterilmeden alınması. Aslında yazı MyNet’e geçirilirken başlık ve metinde değişiklikler yapılsada kimi cümleler orjinal haliyle bırakılmış. Karşılaştırma yapmak isterseniz bir spor muhabiri arkadaşımın “Türkçe spor bloglarının en iyilerinden biri olarak” bahsettiği Aceto Balsamico’da yayınlanan “El Değmemiş Bir Fikstür Lütfen” başlıklı yazı ile MyNet’te yayınlanan “Mynet uyarıyor: Temiz Bir Lig Lütfen” başlığı altındaki yazıyı okuyabilirsiniz.
Yazısının MyNet tarafından kullanıldığını gören blog yazarı MyNet’e ulaşarak rahatsızlığını bildiriyor. Blog yazarının en azından bir özür beklerlerken aldığı cevap ise bir hayli düşündürücü.
İşin daha da kötüsü bu tür olayların medya çalışanlarının interneti keşfetmesiyle giderek artması. Daha önce Çin Günlüğünde yayınlanan bir yazının bir gazetede aynen yayınlanması, benim İngilizce Wikipedi’de yer alan bir makaleyi bir gazetede sadece Türkçe’ye çevirilmesiyle haber olarak okumam ve daha gözden kaçan niceleri.
Yabancı basın, blogculardan alıntıladıkları yazı ve haberlerde bunu hiç gocunmadan belirtirken bizde bunu yapmak neden bu kadar zor anlamak güç! Son olarak blogcular arasında MyNet’e karşı genel bir hoşnutsuzluk olduğunu göz önünde bulundurarak burada sorgulanması gerekenin MyNet’ten çok Türkiye’de her geçen gün yozlaşan gazetecilik pratikleri olduğunu belirtmem gerek.
Blog Kazanında yayınlanan tüm yazıları ücretsiz ve hızlı bir şekilde takip etmek için RSS beslememize abone olun.
03 May
abacus yazmış ve Ana Akım Medya | Basın Özgürlüğü | Kitle Kültürü | Kültür Endüstrisi ile etiketlemiş
Bugün, Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Artık medya ve takipçisi olan kitle için bir şey ifade etmeyen, zaman içinde anlamını yitirmiş bir gün olarak da değerlendiriliyor.
Günümüzün medya kuruluşlarından, gazetecilerinden ve muhabirlerinden çok daha bağımsız hareket edebildiğimiz blogcular olarak özgür bir basın özlemi içinde olan basın çalışanlarına selam ediyoruz.
26 Apr
abacus yazmış ve Ana Akım Medya | Geleneksel Medya | Hasan Yalçınkaya | Medya | Pilli Network | Sosyal Medya ile etiketlemiş
Google’ın henüz icad edilmediği, içeriğin hele hele Türkçe içeriğin samanlıkta iğne aramaya benzediği yıllardı. O zaman için internet sitelerinde “Arkadaşlar, Destekleyenler” gibi ifadeler altında yer alan bağlantılar gerçekten de yeni bir siteyi keşfetmenin hemen hemen tek yoluydu. İşte bu ifadeler altında chatkapi.com bağlantısına tıklayarak sürekli takipçisi olduğum chat kapı, farklı bir içeriğe sahip; içerikteki farklılığını tasarımına da yansıtan bir siteydi. Chat kapi daha sonra hafif.org‘un doğuşuna zemin hazırladı. Chatkapi’dan doğan hafif.org şimdilerde pilli network’ün başı çeken sitelerinden birisi.
Chat kapı, hafif.org ve pilli network’ün arkasındaki isimse aynı zamanda Türkçe içerikli ilk blog sahibi olarak bilinen Hasan Yalçınkaya nam-ı diğer hafif uyku. Ancak Hasan Yalçınkaya sadece Türkçe içerikli ilk blog sahibi değil; Türkçe içeriğin gelişmesine önemli katkıları olan, öğrenmekten ve öğrendiklerini paylaşmaktan zevk alan biri.
Dolayısıyla blog kazanında yer alan ilk röportajın Hasan Yalçınkaya ile yapılması bizim için ayrı bir mutluluk kaynağı. Kaseti başa sararak başladığımız röportajda Türk blogküresinden, içerik hırsızı bloglara ve Türkçe içerikli bloglar ağı pilli network’e kadar bir çok soru sorduk.
Chatkapi fikri nasıl ortaya çıkmıştı ve neler oldu da chat kapı yerini hafif.org’a bıraktı.
.
.
Chatkapi, YeniYüzyıl gazetesinde yazdığım internet köşesinin adı idi. chatkapi.com da bu köşenin sitesi olarak başladı. Amacı hem yazılardaki linklere kolay ulaşılmasını sağlamak, hem de domain almaktan itibaren bir site nasıl yapılır anlatmak idi. O zamanlar ben de site yapmayı yeni öğreniyor ve öğrendiklerimi gazetede anlatıyordum.
Sonra YeniYüzyıl kapanınca ben de yenilmiş sayıldım, başka işlere girdim. Ama her gün yazmaya çok alışmıştım, yazdıklarımı biraz daha kısaltarak siteden yayına devam ettim.
Ağustos 1999’da blogger.com diye birşey çıktı. Her gün elle yaptığım işi çok kolaylaştırıyordu, hemen kucakladım. Bu sayede başka insanlara da sitede yazma hakkı verebildim, yaklaşık 30 kişilik bir grup olduk.
Sonra neden bilmiyorum, ixir chat sitesine chatkapi adını verdi. Ardından chatkafe’ye çevirdiler, ama iş işten geçmiş idi, çünkü bir sürü insan chat yapmak üzere bizim sitemize gelmeye başlamıştı. Günde bir kaç tane “CHAT NERDE ULAN!!! ? konulu mail almaktan yoruldum. (nerden bileyim trafiğin iyi birşey olduğunu) Hem de biraz php öğrendim. Phpfirstpost isimli scoop clone’u minik bir scripti değiştirerek hafif.org’a geçtik.
Hafif.org’u acarak cok sayıda internet kullanıcısına tonla yazı yazdırmayı o kadar insanı bir araya toplamayı nasıl başardınız?
.
.
Hahaha, bilmiyorum. Meraklı insanlar, paylaşmayı seviyorlar.
Bloggerların ustası olarak Türkçe içerikli bloglarla yabancı bloglar arasında içerik açısından bir fark görüyor musunuz?
.
.
Kişisel bloglarda pek bir fark göremiyorum. Yabancı tematik blogların iyilerinde bir fark var, o da bol bol para kazanmaları dolayısıyla konularına çok ciddi bir şekilde eğilebilme imkanına sahip olmaları. Mesela blogları sayesinde işlerini bırakabiliyorlar. Bu henüz bizde mümkün değil. Türkiye’de en baba blogun bile alexa’sının sürünüyor olması, blogları sadece diğer blogcuların okuduğu hissini veriyor bana.
Bu hissin Türkçe içerikli blogların özgün içerik probleminden kaynaklandığını söyleyebilir miyiz?
.
.
Özgün içerik, teması olan bütün blogların problemi. Dünya’da bir iki site muhakkak konunun başını tutmuş oluyor. O konuyu o kadar iyi takip ediyorlar ki, geriye kalan insanlara onlardan alıntı yapmaktan başka çare kalmıyor. Yani bence bu Türkiye’ye özgü bir problem değil. Temasının bir numarası olmayan bütün bloglar bu durumdan muzdarip.
Ersan Özer’in Blog Tantanası başlığıyla yayınlanan bir yazısı vardı. Bloglar medyaya alternatif olamaz çünkü medyadan besleniyorlar diyordu. Sizce de durum böyle mi?
.
.
Ya, anlamsız bir tartışma bu. Medya dediğimiz şey sonuçta insanların baktığı yer. İnsanlar bloglara bakıyorlarsa, ki dünyada bakıyorlar, blog da bir medya. Blogların farkı senin benim gibi gazetecilik, televizyonculuk okumamış insanlara ciddiye alınır bir yayın yapma imkanı sunması. Televizyon ve radyo nasıl gazeteleri bitirmediyse, bloglar da bitirmez.
Hem gazetede (bilmeyenler için hemen belirtelim: Hasan Yalçınkaya ilk olarak Yeni Yüzyıl gazetesinde başladığı chat kapı köşesine Vatan gazetesinde yine aynı adla devam ediyor ) hem webde yazılar yazan biri olarak, bu iki mecra arasında ne gibi farklar var?
.
Kitleler arasında büyük bir fark var. Gazete kitlesi için internet henüz hala gençlerin chatleştiği bir mekan. Internet kitlesi ise canavar gibi. Her şeyi biliyorlar. Yani eskisi gibi birşeyler öğretmeye kalksam, internettekiler dalga geçecek. Onların da bilmediği bir şeyler öğrenip anlatsam, bu sefer gazete kitlesi hiçbir şey anlayamayacak. Bu yüzden iki mecradaki yazılar farklı oluyor. Gazeteye yazarken annemi babamı karşıma alıp yazıyorum, internet’te yazarken bütün hafif.org ya da bildirgec.org ahalisini karşıma alıp yazıyorum.
Medyanın yanlılığı, manipülatif içerik üretimi sıkça tartışılan konular. Bloglar için de aynı şeyi söylemek mümkün mü?
.
.
Yine cevabım blogların diğer medyadan bir farkının olmaması üzerine. Şu anda herşey bağımsız görünüyor, ama işin içine büyük para ve pazarlama girdiğinde, bir çok blogcu da bir markayı ittirmeye, kamu oyu oluşturmaya ikna edilebilirler. Ki böyle şeyler şimdiden oluyor gibi geliyor bana. Misal: Techcrunch’ın sahibi Michael Arrington bu aralar her konuşmasına kıllandıracak düzeyde Adobe Apollo katıyor şu hale bak.
24 Apr
abacus yazmış ve Ana Akım Medya | Blog Okumak | Güncel Haberler | Kitle Kültürü | Popüler Kültür ile etiketlemiş
Blogküredeki milyonlarca blogtan sadece bir kaçını takip ederek neler kazanabileceğinizi hiç düşündünüz mü? İşte size blog takipçiliğinin neler kazandırabileceğine dair bir kaç örnek: