Blog Kazanı

Bloglardan ve blog yazarlarından haberler

Yazar, halkla ilişkiler ve iletişim uzmanı Ali Saydam’ın Akşam Gazetesi’ndeki köşesinde yer alan Benim ‘blog’um da yok Facebook üyeliğim de! başlıklı yazısına blogküreden cevap geldi.

    Osman Seyit Börütecene: Ali Saydam’dan sürpriz bir internet yaklaşımı
    Flynxs: Yoksa Siz De Blogların İletişimdeki Önemine İnanmayanlardan Mısınız?
    Wolkanca: Ali Saydam’a cevaben

Saydam’ın yazısı hazır üstünkörü bir Facebook çözümlemesi yapmışken aradan blogları da çıkarayım mantığıyla yazılmış bir yazı hissi veriyor. Yoksa Ali Saydam gibi bir iletişim ustasının en azından blogların iPod’un satış rakamına yaptığı katkıyı bilmemesi mümkün mü?

Turk.internet’in haberine göre Ekşi Sözlük’ün kurucusu Sedat Kapanoğlu WordPress yasağını kaldırtmak için mahkemeye başvurmuş [via]. Sedat Kapanoğlu, nam-ı diğer ssg, bu kapatma kararının Wordpress.com üzerinde olan kendi blogunu da kapsadığı için kişisel özgürlüğünü olumsuz etkilediği ifade etmiş.

Hatırlanacağı üzere, turk.internet daha önce de Wordpress.com‘un kurucusu Matthew Mullenweg ile konu üzerine bir söyleşi gerçekleştirmişti.

Biz Türklerin “garip alışkanlıkları” var.

Fakat bu alışkanlıklar adeta kültürümüzün bir parçası gibi bizi dünyaya tanıtmaya başlayalı çok oldu. Ama internet icat oldu ve bu süreci daha da hızlandı. Bu alışkanlık diye söylediğim şeyler her sabah spor yapmak, günde iki kez dişlerini fırçalamak ya da yatmadan evvel üç beş sayfa kitap okumak falan değil.

Adını koymaya çekiniyorum ama hafif tabirlerle şöyle diyeyim:

Biz müşkülpesent ama işgüzar, fingirdek ama muhafazakar, kurnaz ama saygıdeğer insanlar olmaya çalışıyoruz. İşte bu durumlar bizi dünyaya tanıtırken yaka silkilen insanlar diye göstermeye başladı bile.

Eskilerden bir tanıdığım avrupada uzun süre gezmiş tozmuş birisiydi. Uyuşturucu alıp sattığından avrupanın her ülkesini görmüş, her milletini tanımıştı. Bunu da geçin Afganistan, Suudi Arabistan gibi ülkeleri de çok iyi biliyordu. Ama hala sadece Türkçe konuşuyordu. Bunu ancak bir Türk başarabilir zaten.

Bir gün bana “Avrupa’da bir Türk’ü ve bir Portekizli’yi nasıl ayırt ediyorlar biliyor musun?” dedi. Haliyle bilmiyordum. “Eğer bir toplu taşıma aracındaysalar ellerinde okunacak bir şey olmayan iki millet bunlardır. Ya boş boş duruyor ya da muhabbet ediyorlardır. Bunu herkes bilir. Gidince görürsün” dedi.

Bir örnek daha. Amerika’da bir adam metroda jetonlu telefonla konuşurken durduk yere telefonu tekmelemeye başlıyor. Yanına hayırdır diye yardıma giden başka bir adam durumu öğreniyor ki telefondan adam jetonunu almaya çalışıyor. Neden sorusu ise konuşmam bitti telefonla jetonumu vermiyor oluyor. Evet bu ikiside Türk.

İşte eskiden dünya bizi bunlarla tanıyordu. Çok hızlı yayılmıyordu bazı konulardaki ünümüz.

Şimdi mi? İnternetten tanıyorlar. Hem de çok iyi tanıyorlar. Mesela Hollanda’da webcam chat sitesi yapıp ödül alan birisi ordan tanıştıklarından aldığı bilgiler ile PKK terörünün neden çözülemediği üzerine bana yorum yapabiliyor.

Yani internette kendimizi ister istemez tanıtıyoruz. İşte bu garip alışkanlıklarımızda bu tanıtımda önemli argümanlar oluyor. Bedava bir servis çıkıyor yurt dışında ve biz onu o kadar çok sömürüyoruz ki bir süre sonra Türk IP numaraları banlanıyor. Bir porno site çıkıyor ortaya bir bakıyoruz mahkemelerimizin yasakladığı gizli çekimler oralarda fink atıyor.

Bir reklam servisi çıkıyor ortaya o kadar çok sömürüp, hile hurdayla işe saldırıyoruz ki servis bize hizmet vermemeye başlıyor. Bir ödeme sistemi Avrupa’da peydah oluyor ve bir süre sonra hem bizim bankalarımızın hem o sistemin artık Türklerden illalah etmesinden Türkiye’ye sınırlı erişimler sunmaya başlıyor.

Sözü dönüp dolaştırıp getireceğim yer şurası; biz blog dünyasında da bu “garip alışkanlıkları” yeni kılıflarında sunmaya başladık.

Blograzzi diye bir şey çıktı hepimiz bloglarımızı tanıtalım diye saldırdık. Sonra tuttuldu oralarda tartışmalar çıkartıldı, ayrılıklar aldı başını gitti. Üyesi olmama rağmen ben de ısınabilmiş değilim sistemlerine.

Ama bu kavgalarda kavga eden taraflar bir birlerini asıl olarak şu noktada suçladı. ” Beni kullandın benden prim elde ettin page rank yükselttin, adsense kazandın ” falan filan dendi. Bu da işte tıpkı gurbette Türk’ten kazık yiyen Türk’ün haline benzemiyor mu?

Peki bloglarımızın kitsch içerikle dolu olması acaba Avrupa’da toplu taşıma araçlarında seyahat ederken birşeyler okumak yerine etrafı seyretmemizden olabilir mi?

Peki bir site dünyaca tanınmış bir ansiklopedi sitesine benzer domainini yönlendirip, bu siteden güya Page Rank değerini yükseltiyor. Ve sonra sitesini açıp üyelikler veriyor. Bu da tıpkı Amerika’da jetonla görüşürken jeton bitince telefona tekmeyi basıp yeni jeton almaya çalışan Türk’ün hali değil mi ? ( bu arada malum siteye link vermeyin, sandbox sisteminin hoşuna gitmeyecektir)

Az çok reklam alan, reklam veren, SEO, websitesi işlerinden anlayan birisi olarak söylemek isterim arkadaşlar: Blog yazarak para kazanamazsınız. En azından bir alanda gerçekten uzman değilseniz kazancınız uzun sürmeyecektir. O yüzden bu kavgaları, uyanıklıkları, “garip alışkanlıkları en azından internette artık bırakın.

Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmez derler hani.

Haydi blog ola…

İlk kez kazanda gündeme gelen spam benzeri saldırılar ile beta sürecinin ilk günlerinde hayli hareketli günler yaşayan Blograzzi, yeni arayüzü ve algoritaması ile bir süre için polemiklere nokta koymuştu.

Ancak Türk blog küresinin reklam peşinde koşan yüzleri, Blograzzi’nin reytinginden istifade ettiklerini unutup, çamur atmaya başladılar bile. Ne kadar doğru işleyip işlemediğini tamamen kullanıcıların belirlediği, web2.0′ın özündeki felsefeyle hareket eden bir projeyi bu derece küçümsemek hem Arda Kutsal’a hem de beraber çalıştığı arkadaşlarına hakarettir diye düşünüyorum. Blograzzi’den bugün memnun değilseniz, bunun tek sebebi yine sizlersiniz.

Kazan‘da ilk eleştiriler yapıldığında, hedef gösterilen isimler maalesef bugün “tu kaka” diyerek ayrılıklarını duyuruyorlar.

Blograzzi ile ünlenen, televizyonlara çıkan ve bugün Blograzzi’den ayrıldığını müjdeymiş gibi duyuran bir blogger, sıfırdan şöhret olduğu, özel mesajlarla backlink takası yaptığı, yorumları ile veritabanını şişirdiği sistemi bugün yerin dibine sokuyor.

Bir projeyi desteklemekten öte onu nasıl yerin dibine sokabiliriz felsefesinden uzaklaşamadığımız müddetçe Volkan’ın da dediği gibi “Biz adam olmayız!” …

Türk blogküresinde diğer bloglardan alıntılanan yazılara link vermeme gibi bir problem var. Bana göre kaliteli içeriğin önündeki en önemli problemlerden biri bu. İşin ilginç tarafı herkes bu durumdan şikayetçi ama değişen bir şey yok. Bu konu dillendirilmedikçe de değişecek gibi görünmüyor.

Eylül 2006 yılında Opereysin’da piramitlerin yapım sürecine dair bir yazı dizisi yayınlandı (Piramitler nasıl inşa edildi? 1 2 3). Oldukça ilgi çekici bu yazı blogcuların dikkatinden de kaçmadı. Hikayenin bundan sonrasını Opereysin’dan dinleyelim:

    Türk blog camiası bu durumu fark etmekte gecikmedi. Wolkanca ve Ekaraot konuyu bloglarına taşıdılar. Aslında “konuyu ? taşımadılar, “yazıyı ? taşıdılar. 3 yazıdan oluşan seriyi bloglarında tek yazıda birleştirdiler. Üstelik sayfanın görünen bir yerine Opereysin’dan alındığını belirten bir yazı eklemeyi de düşünmediler. Her nedense 2 sitede de “Bu yazı opereysin com dan alıntıdır. ? yazdı ama, göze batmayacak bir yerde, yazının tam ortasında!

Yazıyı alıntılayan blogculara orjinal yazıya link vermeleri konusunda mail gönderdiklerini ancak bir cevap alamadıklarını belirten Opereysin yazarı victory çareyi böyle bir yazı yazmakta bulduklarını söylüyor.

Bakalım Opereysin’da yayınlanan Piramitler nasıl iç edildi? başlıklı yazıdan sonra bu durum değişecek mi?

Ücretsiz İncil dağıtımı yapan misyoner sitelerinden birisi Bildirgeç’e Google AdSense üzerinden(zannediyoruz bu siteye reklam verin bağlantısı yolu ile) reklam vermiş.

bildirgec incil misyoner reklam resim uyusuk-org a aittir

Bildirgeç ahalisi gibi çeşitli hassasiyetleri bünyesinde barındıran bir kitleden, bu konuda herhangi bir tepki gelmemesi mümkün değildi, ve gelmiş de. Çeşitli bloglar bu konuyu sayfalarına taşımışlar:

  • Misyoner Bildiregeç :) – Raptiye
  • Bildiregeç Misyonerlik Mi yapıyor? – Uyuşuk
  • Pilli Network’ün Ad Sense İle İmtihanı – Selçuk Hoca
  • Ayrıca konu ile ilgili bir başlık da Torpilli de açılmış,

  • kutsalkitaporg reklamı – Torpilli
  • İnsanların güzel buldukları ve kabul ettikleri dinlerini çeşitli yollardan tanıtmaya çalışmaları, tebliğ etmeleri kadar doğal bir yol olamaz diye düşünüyorum, şahsen. Bildirgec.org bunun için ne kadar uygun bir ortam, ne kadar değil her zaman tartışılır. Bunun kararını reklam veren misyoner sitesi elbette düşünmüştür, ki zaten reklam vermiş.

    İşin Pilli Network’e bakan yanı ise galiba “kişisel sitesinde filtreleyeceği bir reklamı, içeriğine katkı sağladığı bir sitede gören kullanıcı ne hisseder ?” sorusu. Gelişmelerle birlikte olacağız.

    Wolkanca her telden ve her türlü yazı ile karşımıza çıkan bir blog. Bildiğiniz gibi google’da ne yazarsanız aradığınız sitenin hemen alt sıralarında, aynı arama sayfasında bir yerde wolkanca’nın adresine rastlamak mümkün :)

    Eşsiz bir SEO çalışmasının yanında bu sonucun bir sebebi de yazı başlıklarında gizli. İsterseniz ne demek istediğimizi wolkancanın en çok hit alan yazılarına bir göz atarak anlatmaya çalışalım:

  • etek altı görüntüleri (175992)
  • Msn, Hotmail hesabı kapatma – silme (86835)
  • Bilgisayar Tarihi… İlk Bilgisayar ve İnternetin Hayat Hikayesi (61144)
  • İnternet Explorer da giriş sayfası değişmiyor diyenler (57275)
  • YouTube videolarını indirip avi’ye çevirmece (38882)
  • Pitbull’lar – Resimler – Özellikler (36747)
  • Filelodge.com’a alternatif upload siteleri (33339)
  • Oda oyunları (23633)
  • İstiklal marşının ilk bestesi (22674)
  • Geçici dövme yapımı (22538)
  • Yüzlerce hareketli avatar ve göz kırpması (21466)
  • Renklendirilmiş 1.Dünya Savaşı fotoğrafları (20282)
  • Msn Spaces Oluşturma (20212)
  • Youtube videolarını Live Spaces e koymak (19892)
  • Ajdarın yeni klibi: çikita muz! (17031)
  • Piramitler nasıl inşa edildi? (15973)
  • Aşk Oyunları (15699)
  • Sex ile gelen rekor (15037)
  • Beyaz’ın Pikniktüpü=pikniktube si (14105)
  • 18 Mart Çanakkale Zaferi Resmi Tatil günlerine eklendi (14026)
  • İşte gördüğünüz gibi amiyane tabir ile Google’a oynayan bir blogger. Ama öbür taraftan da makyavelist bir mantıkla bir çok internet kullanıcısını kendisinden haberdar ediyor. Etikliği her zaman tartışılabilir, lakin tekrar etmekte fayda var: wolkanca’nın blogu çok başarılı bir SEO çalışmasıdır. Bu yönden tebriği hak ediyor.

    Blog, “Blog”dur

    Bilindiği üzere eğer blog yazamaya başlamışsanız önünüzdeki ilk yüz blog yazısından birisini “yav bu blog kelimesinin türkçesine ne diyelim” minvalinde gelişen paragraflara ayırmanız şart ve gerektir. Bu artık bir gelenek olmuş sanki.

    Çeşitli yorumlar ve anket çalışmaları dahi yapılabilir, yapılmıştır da.

    Hatta bunlardan birisine en son, Mental Masturbasyon adlı blogda denk geldik. Talihsiz bir şekilde, Blog Kelimesinin Karşılığı = Günce şeklinde sunulmuş.

    “Günce” gerçekten içinize siniyor mu sinyor ?

    Bu konuyla alakalı en beğenediğimiz yorumlar bir vakitler A. Selim Tuncer‘in blogunda yapılmıştı. Okumak için: Şu “blog ? sözünü bir tatlıya bağlasak mı?

    Son zamanlarda bir çok arkadaşımdan Vikipedi Türkiye yöneticileri için sitem dolu sözler işittim. Vikipedi Türkiye’de neler oluyor bilmiyorum ama postitler blogunun yazarı Selim Naiboğlu tartışmayı başka bir yöne çekiyor ve ansiklopedi yazmak ortalamanın işi midir ? diye soruyor.

    Naiboğlu’na katılanlar olduğu kadar karşı çıkanlar da var. Söyleyecek sözü olanlar için tartışma devam ediyor…

    Blogcu mu arıyorsunuz? Aramayın. Bulun!


    en son kimler konuştu